ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
BOZUK PLAKLAR HALA DÖNÜYOR / Yıldıray Çiçek 13015 okunma - 30-Nisan-2008 Çarsamba
Türkiye'nin yaşadığı sancılar içinde en tetikleyici unsur AKP'nin son Cumhurbaşkanlığı seçiminde ortaya koyduğu siyaset tarzı ile ortaya çıktı. 22 Temmuz seçimlerinden önce de krizlere sebebiyet veren bu durum, 22 Temmuz seçimlerinden sonra yine sancılar doğurmuştur. AKP, muhalefetin tüm uyarı ve telkinlerine rağmen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bir dayatma yapmıştır. Aslında Abdullah Gül "ben olacağım" diye AKP'ye, AKP de "Abdullah Gül Cumhurbaşkanı olacak" diye kamuoyuna dayatmıştır. "Uzlaşma" dendiği vakit AKP'nin sinirleri gerilmiş ve ısrarla bir dayatmayı tercih etmiştir.

Hâlbuki 57.Hükümet döneminde seçilen Ahmet Necdet Sezer mecliste bulunan tüm partilerin ortak adayı olarak sunulmuş ve Cumhurbaşkanı olarak seçilmişti. DSP, ANAP, FP (Çoğu şimdi AKP'de), DYP, MHP gibi partilerin ortak imzası ile seçilmiş ve toplumsal mutabakat oluşmuştu. Fakat AKP'nin, böyle bir kaygısı ve gayesi olmadı. Bugün birçok AKP milletvekili bu konuda uzlaşmayı tercih etmeyerek yanlış yaptıklarını ve Türkiye'nin bu noktaya getirilmesinden bu davranışlarının çok büyük etkisi olduğunu kabullenmişlerdir.

Ahmet Necdet Sezer'in Cumhurbaşkanlığı ismi ortaya çıktığında Fazilet Partisi'nin en etkili isimleri olan Abdullah Gül " Ecevit'e helal olsun. İyi bir seçim. Ben oy veririm.", Bülent Arınç ise "Sezere aşık oldum. Çok dürüst bir insan. Türkiye'nin önünü açacak. Oy veririm." diyerek uzlaşmada yerlerini almışlardı. Fakat bu tutumları, söz konusu kendileri olunca, uygulanmadı.

Eğer son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, toplumsal uzlaşmayı sağlayacak adımlar atılarak seçimler olsa idi, bugün bu kriz görüntüleri ortaya çıkmayacaktı.

Seçimler gerçekleştikten sonra da, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün tam manası ile "Türk milletinin Cumhurbaşkanı oldu" havasını verememesi ve AKP'nin Türkiye'yi sıkıntılara sokan politikalarına uygun Cumhurbaşkanlığı yapması temiz bir sayfa açılmasını da sağlayamamaktadır. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün bu manada kendisine çeki-düzen vermesi, Türk milletinin yararına olacaktır. "Geçmişi değiştiremeyiz ama gelecek hala elimizdedir." sözüne uygun davranışları Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül artık hayata geçirmelidir.

Gelelim bu süreci niye anlatma ihtiyacı duyduğuma… Bu süreci anlatmamın sebebi, MHP'nin Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde ortaya koyduğu ilke ve hassasiyetlerinin bazıları tarafından hala anlaşılmaması ve saptırılmasıdır.

Bazen e-mail adresime, gazete cep mesaj numarama bu yönde eleştiriler geliyor ve bazı köşe yazarları da dünyadan bihaber, bu şekilde yazılar kaleme alıyorlar. "MHP'nin seçtirdiği Abdullah Gül" cümleleri ile MHP'nin ortaya koyduğu ilkeleri gölgelemeye, o süreçte Türkiye'yi düşünerek uyguladığı hassasiyeti baltalamaya çalışmaktadırlar.

Daha önce defalarca belirttiğimiz gibi, MHP meclise girip, Abdullah Gül'e oy mu vermiştir? Hayır… Kendi adayını çıkarmış, üç turda da kendi adayını desteklemiştir. Buna rağmen Abdullah Gül'ü MHP seçtirdi demek bu dünyada yaşamayanların tahlili olsa gerek…

340 milletvekili AKP'de değil, MHP'de olmuş olsa, AKP'nin de 70 milletvekili olsa buna rağmen MHP dese ki,"Abdullah Gül gibi birisi bizde yok, onu aday çıkarın biz destekleyelim" dese, bu yönde oy kullansa, buna "MHP Abdullah Gül'ü Cumhurbaşkanı yaptırdı" denilebilir. MHP, 22 Temmuz seçimlerinden aylar öncesinden, Abdullah Gül'ün ismi dahi geçmezken T.B.M.M'nde bulunacaklarını ve milletin iradesi üzerinden kriz çıkarmayacağını vurgulamıştır.

MHP ortaya ilke ve hassasiyet koymuştur, bunu anlamayanların idrak özürlülüğü, buna dışarıdan leke getirmez.

MHP Lideri Dr.Devlet Bahçeli, 22 Temmuz seçimlerinden hemen sonra yapmış olduğu T.B.M.M'ndeki ilk grup toplantısında Cumhurbaşkanlığı seçim süreci ile önemli ve uyarıcı açıklamalar yapmıştı.

O konuşmanın bir bölümünde "Cumhurbaşkanlığı seçiminde TBMM'de hazır bulunacağımızı, ancak aday ve seçim konusundaki tutumumuzu sonra açıklayacağımızı kamuoyu ile paylaşmıştık. Dikkat ederseniz bu açıklamalardan sonra kronikleşen ağlamalar, sızlanmalar bıçak gibi kesilmiştir. Tartışmalar başka mecralara kaymıştır.

Artık hayali düşmanlar yaratarak, istismar edilecek bir husus kalmamıştır. Bu andan itibaren bu konudaki bütün sorumluluk iktidar partisine geçmiş bulunmaktadır. AKP'nin üreteceği bir mazeret, kaçacağı bir sığınak kalmamıştır.

Bizim Cumhurbaşkanlığı konusundaki öteden beri savunduğumuz temel yaklaşım, Cumhurbaşkanının kim olacağından önce, nasıl birinin Cumhurbaşkanlığına seçileceğine yönelik yöntem ve ilkeler üzerinde anlaşmaya bir çağrıydı.

Bize göre, Cumhurbaşkanlığı, bir siyasi partinin iradesinin ve hükümet olma meselesinin dışında ve üstünde, bütün Türkiye'yi temsil eden en önemli makamdır.

Bu makam, partilerin küçük hesaplarının ve siyasi ihtiraslarının değil demokratik kültür ve siyaset ahlakının öne çıkmasına neden olacak bir uzlaşmanın temsil yeri olmalıdır. Oysa 11. Cumhurbaşkanını seçim sürecinde yaşananlar bunun aksi yönünde gerçekleşmiştir.

Böylesi bir makama seçilecek şahıs için yalnızca iktidarın sahip olduğu meclis çoğunluğunun değil, parlamentoda temsil imkânı bulmuş veya bulamamış bütün siyasetin üzerinde uzlaşabileceği, çok geniş bir mutabakat zemininin aranması gereklidir. Nitekim 10. Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer o dönemde Mecliste bulunan partilerin desteği ile seçilmiştir.

Cumhurbaşkanı, geniş bir diyalog yelpazesi ile ve mutlaka ortak bir anlayış, işbirliği sonucu seçilmelidir. "Verdim ellerine çelik çomak oynuyorlar" seviyesinden bakılan bir seçim süreci henüz tazeliğini korumaktadır."
(8 Ağustos 2007-www.mhp.org.tr) şeklinde değerlendirmelerde bulunmuştur.

Bu sözler içerisinde ilke, hassasiyet dışında başka bir kavramla izah edilecek bir durum var mıdır?

O halde solcu ve sözde Ulusalcı yazarlar neden bozuk plak gibi, aynı şeyleri söyleyerek, MHP'nin ilke ve hassasiyetini görmek istememektedir?

AKP, uzlaşma gibi bir hassasiyet göstermediyse, bunu MHP'nin ilke ve hassasiyetlerini sorgulamak için kullanmak ne kadar ahlakidir? Dertleri MHP düşmanlığı yapmak olanlar için, ahlak kavramının hatırlatılması da zaman kaybından başka bir şey değildir.

Zaten MHP'nin ilke ve hassasiyetlerini anlasalar, Türk siyasetinde ahlak, donanım ve ilke hâkim olurdu.

Siyasi arenaya ne zaman MHP'nin ilkeli ve ahlaklı anlayışı hakim olursa, işte o gün Türkiye kurtuluşa erer…
Makaleyi Hemen Yorumla