ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
AK DEĞİL, KARA OLDUKLARI ANLAŞILDI... / Yıldıray Çiçek 8424 okunma - 22-Eylül-2008 Pazartesi
Üst üste AKP'lilerin bulaştığı yolsuzlukların çıkması ve AKP'nin paraya tapan yüzünün toplum tarafından anlaşılması üzerine Recep Tayyip Erdoğan'ın gerçek ruh hali de kendini tam manası ile hissettirmeye başladı.

Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'deki her ferdin Başbakanı gibi değil de, sadece AKP ve yandaşlarının Başbakanı gibi davranmaktadır. Başbakanlık koltuğuna oturduğu günden bu yana bu şekilde davranıyordu ama bu yolsuzluklar konusunda medyanın AKP'nin üzerine daha fazla gitmesi maskesini tamamen düşürmüştür.

Siyasi menfaatlerine dokunulunca fırtına olan, kasırga olan, sinir küpü olan Recep Tayyip Erdoğan, eğer bu haline fren yapmazsa, Türkiye tarihinin en büyük kutuplaşma ve cepheleşmesini yaşayacaktır.

Son yolsuzluk olayları adeta AKP'nin köşeye sıkıştığını yansıtmaktadır. Bunu Recep Tayyip Erdoğan ve AKP'li yöneticilerin duruşundan ve AKP medyasının yayın politikasından bile anlayabilirsiniz.

Başta Deniz Feneri ve diğer birçok yolsuzluğu örtmek için büyük bir mücadele verirken tüm açıkları ortaya çıkan siyasi bir iktidarla, Türk milleti göz göze gelmiştir.

AKP debelendikçe batmakta, battıkça çirkefleşmektedir.

Bu çirkefleşme bazen o noktaya geliyor ki, AKP'nin oluşturduğu medya içindeki bazı yazarlar bile kıyısından-köşesinden eleştirmek durumunda kalıyorlar… Çünkü AKP akıl almaz bir şekilde ipin ucunu kaçırmış durumdadır.

AKP ilk defa bu kadar ağır bir darbe almıştır. Bu yolsuzluklar AKP'ye büyük destek verenlerin bile direncini azaltmıştır.

AKP'lilerin yolsuzluğa saplanması sadece Türkiye'nin konusu değil, dünyanın tartıştığı bir konu haline gelmiştir.

"AK Parti Artık AK Değil" başlıkları ile konuyu işleyen Avrupa medyası, Türkiye'de bunların ismini okurken, yazarken niye "AKP" dediğimizi şimdi daha iyi anlamışlardır.

AKP'li yöneticiler kasıla kasıla "bize AKP değil, AK Parti deyin" diye tafra yapıyorlardı… Gördük akı-karayı!

The Economist dergisi, AKP'nin, kısaltmasının "beyaz" anlamına gelmesiyle övündüğünü ancak artık durumun değiştiğini öne sürerek "Bir dizi yolsuzluk iddiaları, AK Parti'nin dürüstlük imajını kirletiyor" diye yazdı. The Times ise, "Türkiye'deki iktidardaki parti, bir yıldan az bir süre içerisinde ikinci defa kapatma davası ile karşı karşıya kalabilir" iddiasında bulundu.

Yolsuzluğun yapıldığı yerin bir ayağı olan Almanya'nın basınında da şu şekilde yorumlar çıktı:

*FRANKFURTER RUNDSCHAU: İslami bağış skandalı. Frankfurt'taki mahkemeden sonra kapı önünde yaşananlar, kararın Türkiye'de bir depreme yol açacağına dair bir işaret. Hakim, skandalın elebaşlarının Türkiye'de olduğunu ve arkasında ekonomik ve politik çıkarların yattığını açıkladı.

*WİESBADENER KURIER: Deniz Feneri, dolandırıcılık batağında battı. Dava Türkiye'de siyasi malzeme oldu, ama gerçek şu ki, Deniz Feneri insani yardım yapmak yerine kriminallerin self servis dükkanı gibi çalıştı. Mahkeme dolandırıcılığın ele başlarının Türkiye'de olduğunu ve derneğin sermaye oluşturulması için bir araç olarak kullanıldığını söylüyor.


Görüldüğü gibi sadece Türkiye değil, tüm Avrupa medyası da bu yolsuzlukları yakından takip ediyor.

Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'de yolsuzlukları yazan gazeteleri almamaları yönünde teşkilatlarına çağrıda bulunuyor. Acaba "AK Parti, Artık AK Değil" diye yazan Avrupa medyasına da bir ambargo çağrısın da bulunacak mıdır?

Recep Tayyip Erdoğan bağırıyor, çağırıyor, tehdit ediyor, asıyor, kesiyor ama Deniz Feneri yolsuzluğunun AKP'nin kucağında gelişmediği konusunda kimseyi ikna edememektedir.

Neyi inkâr ettilerse bir bir hepsinin gerçek olduğu ortaya çıkmıştır.

Bu gerçekler, sağduyusunu kazanan toplum nazarında AKP'ye ceza olarak dönecektir.

Bu toplum artık hırsızlığı, yolsuzluğu, dolandırıcılığı yapanlara hak ettiği muameleyi yapmalıdır. Kimsenin yaptığı yanına kar olarak kalmamalıdır.

Yazıma son noktayı koymadan Deniz Feneri gündemi ile İnternette dolaştırılan bir fıkrayı da burada sizlerle paylaşalım da bazılarının ruh halini çözmenize faydası olsun:

Köyün birine hırsız dadanmış. Hırsız özellikle ayakkabılara meraklıymış. Cemaat camiye girip namaza durunca bulduğu ayakkabıları torbasına doldurup kayboluyormuş.

Sonunda köylü pusuya yatmış, hırsızı, torbası elinde kıskıvrak yakalamış. Köy heyeti toplanmış. Hırsıza ne ceza vereceklerini tartışmışlar. Birisi bir öneri getirmiş.

-En iyisi imam yapıp önümüze geçirmek. Böylece gözümüzün önünde olur, hırsızlık yapamaz...

Köylünün aklı bu işe yatmış, adamı imam yapmışlar...

Aradan yıllar geçmiş. Gurbete çıkan bir köylü dönüşte hırsız imamın neler yaptığını, hırsızlığın bitip bitmediğini sormuş.

Demişler ki:

-Herif imamlığa devam ediyor, hırsızlık yapmıyor...

-Demek sorun çözümlendi?

-Yok canım... Birkaç adam tuttu. Hırsızlığı onlara yaptırıyor. Kendisi de "Hırsızlık günahtır, sakın çalmayın" diye vaaz veriyor...

Makaleyi Hemen Yorumla