ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
YOK EDİLEN DEVLET SİSTEMİ / İsmail Özdemir 22929 okunma -
Sistem, ortak bir amacı gerçekleştirmek veya başarmak amacıyla bir araya getirilen, ortak özellikleri olan, birbiriyle etkileşimli parçaların bütününe verilen isimdir. Devlet beşeri bir sistemler bütünüdür. Dolayısıyla devletin asıl amacı, var olma sebebi olan vatandaşları ile onların birlik, bütünlük, huzur, özgürlük ve refahı için çalışmaktır. Bünyesinde bulunan tüm kurum ve kuruluşlar ile oluşturduğu yasal düzenleme ve hakların hepsi bunun içindir. Bu doğrultuda dünya üzerinde bulunan her devlet kendi kültürel, inançsal, coğrafi, sosyal ve tarihsel yapısına uygun olacak en sağlıklı sistemi uygulamaya koymak isterler.
Her sistemse kendisini yine her türlü tehlikelere karşı koruyan -ki özellikle bu sistemin çökmesinden yana olanlara karşı- bir de otokontrol mekanizmasına sahip olmalıdır. Bunun temeli yürütücü ve idareci devlet yapılarının birbirleri ile yürüttüğü sağlıklı ilişkilerine dayanır. Yasama, yürütme ve yargı organlarının birbirlerinden bağımsız olması yani kuvvetler ayrılığı ilkesi buna verilebilecek en güzel örnektir. 
Sistemi bir bilgisayara benzetirsek, o bilgisayarın çökmesine yada bizden başka kesimlerin emrine girmesine engel olan anti virüs programlarını da devlet sistemi içerisindeki otokontrol elemanlarına benzetebiliriz. Dolayısıyla her sistem aynı zamanda kendi otokontrol mekanizmasını oluşturur. Aslında sorun ve sıkıntı oluşturabilecek potansiyele sahip konular, bu mekanizma tarafından, görünüre çıktığı ve tehdit arz ettiği anda tespit edilip yok edilmelidir. Bu yönüyle dünya üzerinde bulunan her devlet kendi sistemi ile beraber bu sistemin mevcudiyetini sağlayacak güçlü bir otokontrol mekanizmasına sahip olmalıdır. Ancak bu şekilde kendi iç ve dış politikalarını düzenleyebilir, ortaya koydukları hedefler uğruna çalışırlar. 
Osmanlı Devleti’nin yıkılması ile birlikte tarih sahnesine çıktığı günden bu yana var olmuş ve asla devletsiz kalmamış olan Türk Milleti, 1923 yılında Atatürk önderliğinde Anadolu’da kurulan son devletimiz Türkiye Cumhuriyeti için milli bir devlet sistemini benimsemiştir. Adına ulus devlet denilen bu yapı geride bıraktığımız yıllardan günümüze kadar gelen zaman içerisinde çeşitli şartlara bağlı olarak sürekli gelişti ve hala da gelişmeye devam etmektedir. Bu ölçüde devletin milletiyle bölünmez bir bütün, resmi dilinin Türkçe, başkentinin Ankara, bayrağının ay yıldızlı şanlı bayrağımız olduğu ve yapı itibari ile de demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu kurulan sistemin temelini oluşturmaktadır. 
Şahsen ben geldiğimiz bu döneme kadar 1923 yılında kurulmuş yeni devlet sistemimiz içerisinde, önceki devletlerimizde olduğu gibi bir otokontrol mekanizması olduğuna ve bu yapının devletin karşılaşacağı gerek iç gerekse dış tehditler karşısında devreye girerek millete ait olan tüm değerleri koruduğuna inanırdım. Ancak görüyoruz ki, yıkıcı ve bölücü teröristlerin kıymetlendirildiği ve başlarındaki İmralı canisinden devletin geleceğine dair yol haritalarının alındığı, devlet ve milletin bu zihniyetle bölünmeye doğru gittiği bir dönemde (bu şüphe tüm milletin aklında vardır ve birileri bu fikri millete aşılama ve alıştırma noktasında hala var gücüyle çalışmaktadır) sistem yapısının bunu kabullendiğini görmek, yüreğinde vatan sevgisi besleyen milyonlarca kişiyi karamsarlığa sürüklemektedir.
Ülkemizde devletin kurulduğu günden bu yana var olan sistemi korumak maksadıyla aziz Türk Milleti adına sivil iradeyi temsil eden ülkücü hareket ve mensubu olduğu siyasi organizasyonu Milliyetçi Hareket Partisi, yüklenmiş olduğu tarihi misyon ile olağanca gücü ve “önce ülkem ve milletim” anlayışıyla tek başına mücadelesini sürdürmektir. Günümüz siyaset alanında ki diğer siyasi partilere nazaran, 40 yıldır verdiği farklı ve ilkeli bir mücadele anlayışıyla geçmiş tarihi değerlere sahip çıkan, devletin kurucu felsefesini oluşturan ve gelecek nesilleri bu yönde hazırlayarak, güçlü bir yapıyı sürekli kılmayı amaç edinen bir çizgidedir. Bu yönüyle de yüce Türk Milleti tarafından “MHP ve ülkücüler bu ülkenin sigortasıdır” anlayışı kabul edilmektedir. 
Ancak devlet sistemi içerisindeki asıl sorumluluk sahibi ve yine devlet sistemini korumakla görevli olan yapılar, içerisinde bulunduğumuz ve açıkça bölücülüğe teslim olmuş bir anlayış karşısında neden sessiz kalmakta ve üzerlerine düşeni yapmamaktadır? Yine kurulmuş olan sistemin yıkılması ve/veya değiştirilmesine yönelik eylemlerin hiç olmadığı kadar arttığı ve ayyuka çıktığı bir dönemde bu kesimler nerededir? Yoksa yine günümüzde yaşananlar göz önünde bulundurulduğunda tüm yapılar değiştirildi veya tasfiye mi edildi? Birileri anayasamızın değiştirilemez kabul edilen ve devlet sistemimizin temeli olan maddeleri değiştirmeye kalktığında sorumluluk sahipleri hiçbir şey yapmayacaklar mı?
Ülke gündeminde devam eden konulara ve olaylara bakıldığında, bu sorulara verebileceğiniz cevaplar olumlu bir yönde olmayacaktır. Çünkü yaşadıklarımız yaşayacaklarımızın yansıması olup bizleri bu konularda yanılgıya düşürmemektedir.
Buradan kastım hukuk ve demokrasi karşıtı girişimler ile oluşumlar değildir. Açıklamaya çalıştığım; millet adına mücadele veren tüm sistem organlarının sorumluluğunu yerine getirmeleri gerekliliğidir. Millet adına verilen mücadelede ne korkuya yer vardır, nede menfaate! Bunun iyi anlaşılması gerekir.
Mevcut sistemi düzenleyecek olan ve yenilenmesi düşünülen yeni anayasa konusunda MHP’nin vereceği mücadelesinin, milli birlik ve bütünlüğümüzün zarar görmemesi, devletin yeni yüzyılda daha güçlü bir yapıya kavuşması, tarihimizin yok sayılmaması, kirli emeller uğruna milli çıkarların ayaklar altına alınmaması, Türk Milleti’nin hak ettiği şerefli yaşam koşullarına ulaştırılması ve Türkiye’nin dünya kamuoyunda sözünün her platformda geçtiği bir yapıya kavuşması ölçüsünde olacağının inancında ve farkındayız… 
Çünkü Türk Milleti birileri tarafından kurulan düzenin bir parçası olamaz, bizler kendi dünya düzenimizi kuracak derecede güçlü bir potansiyele ve tarihsel birikime sahibiz.
Peki ya MHP haricinde geriye kalan diğer bütün yapılar? Onların duruşu ve çalışması ne yönde olacaktır? Devletin kurulmuş olan mevcut sisteminin yıkılarak yerine yenisi mi kurulmak istenmektedir?
Bu sorular bizleri aranılan cevaba götürecektir…
Makaleyi Hemen Yorumla