ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
SUÇÜSTÜ YAKALANMANIN İŞGÜZARLIĞI / İsmail Özdemir 21220 okunma -
AKP iktidarının Kürt açılımıyla başlattığı özü PKK açılımı olan girişimin kirli yüzü geçtiğimiz hafta PKK-MİT görüşmesinin dördüncü ayağının ses kayıtlarının internete düşmesi ile deşifre oldu. Yapılan görüşmede konuşulanlar ülke ve millet bütünlüğü noktasında hassasiyet taşıyan herkesin vicdanını sızlatmıştır.

Bölücü başı, bebek katiline yönelik “saygı” besleyen cümlelerin havada uçuştuğu görüşmede PKK’nın ve terörist başının AKP’ye rehberlik ettiği tescillenmiş oldu. Bunun bir başka anlamı da ülkeyi bölmek isteyen terör örgütü PKK ile ülkeyi yönettiğini iddia eden AKP ve Recep Tayyip ERDOĞAN’ın vizyonlarının, şimdiki MİT Müsteşarı Hakan FİDAN’ın deyimiyle %95 oranında örtüştüğüdür! Bunun yanı sıra PKK’nın gerçek siyasi temsilcisinin BDP’den ziyade AKP olduğu da gün yüzüne çıkmıştır.

Geride bıraktığımız süreçte, Kürt açılımını memleketi bölünmeye sürükleyeceğini ısrarla vurgulayan ve haklılığı bugünde tescillenen MHP’yi “Bizim dört kez bunlarla (terör örgütü) bir araya oturduğumuzu söyleme şerefsizliğini yapanlar bu alçakça iftirada bulunanlar, bunun hesabını her yerde vereceklerdir.” ifadeleriyle suçlayan Başbakan, bugün şeref kavramının kendisi için ne derecede ucuz bir sıfat olduğunu herkese göstermiş oldu.

Türk Milleti şerefli bir millettir ve var olduğu günden bu yana şerefi yani bağımsızlığı için mücadele etmiş, bu uğurda sayısız şehit vermiş bir millettir. Şimdiki MİT müsteşarı, o dönemin kendi tabiriyle Başbakanın özel temsilcisi Hakan FİDAN’ın, Başbakanın görüşleriyle bebek katilinin görüşlerinin aynı olduğunu belirtmesi demek, Başbakan’ında bu ülkenin bölünmesinden yana arzularının olması demektir.

Ses kayıtları tüm ayrıntılarıyla gözler önünde dururken başta Başbakan ve AKP’li yöneticiler olmak üzere yandaş basın kuruluşları ve yazarlar ise olayın vahametini gizlemek adına milletin aklı ile alay edip, türlü kurnazlıklar sergilemektedirler. PKK ve İmralı ile hükümetin değil devletin görüştüğünü vurgulamaktadırlar. 

Oysa devlet ve hükümetin başındaki kesim AKP’liler iken böyle bir söylem geliştirmek, gerçeği kamu vicdanından saklamaktan başka bir şey değildir. “Sayın” Başbakan AKP genel başkanı olduğu gibi bu ülkenin de Başbakanı’dır. Ama işine geldiğinde Başbakan, işine gelmediğinde ise AKP genel başkanı sıfatını kullanmaktadır. Bu aynen şuna benzer, okumuş olduğunuz bu yazıyı ben değil, parmaklarım yazmıştır! Böyle bir mantık kabul edilebilir mi?

Bunun yanı sıra aynı kesim devletin terörü bitirmek adına PKK ile yaptığı görüşmenin gayet doğal olduğunu savunmaktadırlar. Terörü bitirmek adına, eli kanlı teröristlerle pazarlık yapıp onların isteklerini gerçekleştirmenin, bu sorunu yine onların istediği kulvara sokup, çok dilli bir anlayışı benimseyerek, demokratik özerklikle devam edecek ve sonunda da fiili bölünmeyle tamamlanacak bir sürece girmek bu sorunu çözmek değil, devletin İmralı canisine ve PKK’ya teslim olması demektir. 

Görüşmelerin terörü bitirmek adına değil, onlara istediklerini vermek adına yapıldığı ortaya çıkmaktadır. Zaten ses kayıtları da sürecin bu şekilde ilerlediğini açık açık göstermektedir.

Konu ile ilgili olarak MHP Lideri Devlet BAHÇELİ’nin yapmış oldukları “Yandaş ve işgüzar basının, PKK’yla yapılan kirli görüşmelerin daha çok şekli kısmına odaklanması, devletin terörü bitirmek için her yolu deneyeceğini mazeret olarak ileri sürmesi kepazelikten başka bir anlam taşımamaktadır. 

Üstelik bizimle benzerliği çok tartışmalı olan bazı ülkelerin terörle mücadele tecrübeleri ve yaptıkları pazarlıklar kıyaslanmış, bu doğrultuda beyhude gerekçeler üretilmiştir. Bilinmelidir ki artık ihanet mızrağını kimsenin çuvala sığdırması mümkün değildir.” açıklaması da AKP ve yandaşlarının gerçek yüzünü göstermektedir.
Kimse kimseyi kandırmasın, görünen köy kılavuz istemiyor. 
Bu skandalın ardından gelen tek gerçek vardır, o da Başbakanın ve MİT müsteşarının anayasayı ihlal etmiş olması, devletin ve milletin bölünmez bütünlüğüne karşı suç işlemiş olmasıdır. Bugün onbinlerce insanın katili, terörist başı yüce Türk adaleti önüne çıkmışsa, kendi tabirleriyle onunla aynı vizyonda olanlarında adaletin karşısına çıkarılıp, Türk Milleti’ne karşı hesap vermesi gereklidir!

‎"Analar ağlamasın" diye Kürt açılımını başlatanlar, bu sözle kendi çirkin yüzlerini gizleyip masum Mehmetçiğin ve tüm Türk Milleti'nin anasını ağlatıyorlarmış... Bu şartlar karşısında Recep Tayyip ERDOĞAN'ın, Abdullah ÖCALAN'dan düşünce olarak farklı olduğunu kim söyleyebilir? Garibim Mehmetçik PKK ile dağlarda, ovada, bayırda canla başla mücadele ede dursun, Başbakan ve adamları PKK'nın üst düzey yönetim kadrosu ve İmralı canisiyle aynı masada oturup, canciğer kuzu sarması sohbetlerini sürdürmüşler. 

Dağlıca, Aktütün ve daha yaşadığımız nice acı olayda birileri asker içinde hain arayacaklarına neden asıl haini PKK'lılarla görüşenlerde de aramıyorlar? Ses kayıtlarında birbirlerine kimin nerede ne etkinliği var bunu bildiğini belirten devlet görevlileri tez elden milletin karşısına çıkıp konuşmalıdırlar. O zaman yaşanılan ve bundan sonrada törör eylemleriyle yaşanması muhtemel tüm acılarda kimin ihmali yada ihaneti var gün yüzüne çıkmış olur.

Aldatma ve kandırmayla geçen 9 yılı aşkın sürenin ardından gerçek yüzleri ve sıfatı ortaya çıkmış olanlara acımaktan başka bir şey gelmiyor içimden. Terörü sıfırlanmış bir vaziyette teslim almışken ve ellerinde de o kadar imkan varken kendisini PKK ve bebek katiline teslim etmiş olanlar bir avuç zavallılardır! Memleketin birliğine kast eden üç beş çapulcuyla aynı masada oturup, kökü binlerce yıl öncesine dayanan şanlı bir milletin şeref ve onurunu ayaklar altına alıp, bölücülerle aynı vizyonda olduklarını belirtenler mutlaka adaletin önünde milletin vicdanına karşı hesap vermelidir.

Başbakan kendisine yakışan sıfatı yine kendi eli ve “özel temsilcisi” sayesinde ortaya koymuş oldu. Bu skandalın ardından kimse kimseden istifa etmesini beklemesin, herkes kendisine yakışanı yapacaktır, göreceksiniz.
Makaleyi Hemen Yorumla