ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
THE ECONOMİSTTEN YAKIŞIKSIZ BENZETME / Bahadır Çoban 14072 okunma -
2007 genel seçimlerinden önce AKP'nin safında yer tutan The Economist dergisi 2011 seçimlerinden önce bu kez de yeni CHP’ye kucak açarak destek çağrısında bulundu. Aslında bu habere pek şaşırmadık. Bölücülüğe hizmet eden oluşumları, özellikle de yükselen Kürtçülükle dirsek temasına geçen her odağı destek kervanına alan The Economist'ten Türk milletinin yararına ilişkin bir hareketi beklemiyorduk.Yalnız, bununla da kalsalar iyiydi. Seçim sonucuna ilişkin çıkan başka bir haberde AKP’nin başarısı üstü kapalı biçimde kutlandıktan sonra Tayyip Erdoğan’ın Kürt sorununu çözmesi halinde tarihte Atatürk’ün yanındaki yerini alacağı değerlendirilmesine yer verildi. 

Açıkçası bu yorumu okuduktan sonra dergi hakkında zaten var olan bölücülüğe hizmet, Türk düşmanlığı gibi olumsuz düşüncelerime bir de ciddiyetsizlik maddesi eklenmiş oldu. Derginin neye kime hizmet ettiği konusunu bir kenara bırakıyorum. Fakat, Tayyip Erdoğan’ın adının Atatürk’le bir anılarak adeta bir kıyaslamaya girişilmesine ses çıkarmamak Türk milliyetçilerinin tabiatına aykırı düşer.

Her şeyden önce kıyaslanmak ya da eşit değerler yüklenmek istenen kişilerin tarihteki yerlerini ve işlevlerini gözden geçirmek en doğrusu olur. Bu sayede karşılaştırılma yapmak da basitleşir.

Mustafa kemal Atatürk, yok olma sinyalleri veren ve makus talihin ona biçtiği ihanet silsileleri ile yorgun düşmüş bir ulusu yeniden ayağa kaldıran eşsiz bir mimardı. Her amelinin altında yatan sade gerçeklik Türk milliyetçiliği ülküsüydü. Atsız’ın deyimiyle etrafa bir Türklük dehşeti saçmıştı. Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz diyordu Mustafa Kemal. Devrimlerini, inkılaplarını fiile geçirirken zihninde sadece milletini bulunduğu konumdan daha yukarıya taşımak vardı. Milletinden aldığı gücü sinesindeki bağımsızlık ateşiyle perçinleyen ulu gazi pek çoklarının hayal bile edemeyeceği üstün başarılara imza atarak Türk ulusunu mutlak zafere taşıdı. Sadece Türk tarihine değil bütün dünya milletlerine emsal teşkil eden eserler bıraktı kendisinden geriye.


Peki onun hayali varisi olarak lanse edilip haksız bir övgüye mazhar edilen Potamyalı Recep Tayyip Erdoğan gerçekten bu mertebenin adamı mıdır?

Varlığını ve devamlılığını küresel patronların değirmenine su götürmekle sağlayan bir zihniyetin baş aktörüyle milletini özgürlüğe ulaştırmak için tüm yaşamından feragat eden bir hürriyet kılavuzunun aynı karede anılması akıl ve vicdan sahiplerinin kabulleneceği bir şey midir?

Siyasi geçmişini, yaptığı açıklamaları, çıkarmaya çalıştığı kanunları ele aldığımızda karşımıza Türk lafzını işitmeye sabrı olmayan bir Recep Tayyip Erdoğan portresi çıkmaktadır. Hatta Türk kelimesine karşı derin bir alerji içinde olduğunu da 'Sen ne mutlu Türk’üm diyene dersen, o da ne mutlu Kürt’üm diyene der' sözleriyle açıklığa kavuşturmuştur.

The Economist’in bizim açımızdan hakaret, badem bıyıklılar açısından ise asla ulaşamayacakları bir övgü niteliği taşıyan ciddiyetsiz değerlendirmesi aslında üstünde durulacak bir konu da değildi. Fakat, bu yakışıksız tanımlama halifelik ve padişahlık payesiyle şişirilen Erdoğan taraftarlarının balon olup uçmalarına karşı tarihin soğuk gerçekliğinin yüzlerine çarpılmasını zaruri kıldı.

Bir kere Atatürk doğduğu günden uçmağa varışına kadar katıksız bir Türk milliyetçisi olarak yaşamıştır. Erdoğan ise seçimden seçime milliyetçilik taslayan bir oy avcısıdır. Milliyetçiliği yaşam tarzı haline getirip eylemsel bazda atılımlar yapmak ile siyasi rant elde etmek için araç olarak kullanmak arasındaki samimiyet farkı ortadadır. Bugün Erdoğan’ın milliyetçi olduğunu dillendirenler balık kadar hafıza kapasitesine sahip olmayan zavallılardır. 

İlk önce milli birlik denen, daha sonra kardeşlik ve son haliyle Kürt açılımı olarak ortaya atılan yıkım projesi bu zavallıların milliyetçi olduğuna inandığı Recep Tayyip Erdoğan tarafından uygulanmaya konulmuştur. Andımızın içinde Türk kelimesi geçtiği için kaldırılması, dağ taştaki 'Ne mutlu Türk’üm diyene' yazılarının silinmesi ve anayasadaki Türk adının yok edilme çalışmaları da yine milliyetçi(!) Erdoğan’ın himayesi dahilinde gerçekleştirilmektedir.

Tayyip Erdoğan ve ekibi sadece milli hissiyatı değil, belki de ondan fazla olarak dini duyguları sömürerek emellerine ulaşma amacındadır. MHP’nin 'gel çözelim' demesine rağmen bir türlü halledilemeyerek seçim dönemine ertelenen baş örtüsü meselesi şüphesiz ki bu çıkarcı düşünce yapısının ürünüydü. Şurası da var ki, dini söylemler ile halkın manevi değerlerini ipotek altına alan Erdoğan’ın dindarlığı 'dinsiz' olarak yaftaladıkları Atatürk’ün samimi maneviyatçılığı karşısında da bir hiçtir. Peygamberimizin türbesini yıkma düşüncesine giren Arap kralına 'Böyle bir şeye kalkarsanız ordularımız size cezalandıracaktır' diyen Atatürk ile milyonlarca müslüman kanının eline bulaştığı Amerikan devletine 'Askerlerinizin evlerine sağ salim dönmeleri için dua ediyorum' diyen bir emperyalist hizmetkarı nasıl kıyaslanır?

Elbette kıyaslanamaz! Salt dini ve milli mefhumlara ilişkin olarak değil, Türk milletinin faydasına dokunan hiçbir konu üzerinde bunun bahsi bile açılamaz! 

Bunun en açık kanıtlarından birisi de Atatürk’ün vatanımızı kurtaran şanlı zaferlerin baş komutanı, Erdoğan’ın ise bizi emperyal tuzakların içine çekmeye çalışan hain projelerin eş başkanı olmasında saklıdır. 

Şurası da muhakkaktır: Dış güçlerin nüfuzu olmasaydı Türkiye’de Tayyip Erdoğan’ın adı bile duyulmazdı. Lakin, Atatürk hayatta olsaydı bu kez de dış güçlerin varlığından yahut etkisinden söz edilemezdi. 

Ve bana göre Abd askerlerinin sağlığı için Allah’a el açan Erdoğan’ın tarihte yerini almaya layık olduğu kişi işgalci devletleri 'geldikleri gibi geri' postalayan Başbuğ Mustafa Kemal değildir, olamaz da..

Eğer benzerlik kurulacak birileri aranıyorsa 'Bizim için önce Allah sonra İngilizler' diyen teslimiyetçi Damat Ferit bu işe daha uygun düşer.
Makaleyi Hemen Yorumla