ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
UNUTULAN TÜRKLER / Bahadır Çoban 13296 okunma -
Doğu Türkistan'da 1949 yılından bu yana aralıksız olarak süren Çin mezalimi bugün yine en saldırgan haliyle ortaya çıkmıştır. Ata topraklarında esir hayatı süren soydaşlarımızın kara haberleri belirli aralıklarla da olsa medya organları tarafından duyuruluyor. Geçtiğimiz günlerde medyada yer alan haberde bir Uygur çocuğunun Çinlilerce tekmelendiği anın görüntüleri vicdan duygusu taşıyan herkesin içini sızlatmıştır. Uygur Türkleri tarihin gördüğü en büyük ve en sessiz kıyımlardan birisiyle mücadele etmektedir. Tek suçları Türk olarak dünyaya gelmek olan Uygur kızları tecavüze uğramakta, Uygur erkekleriyse ya türlü işkencelerle öldürülerek ya da hapislere atılarak cezalandırılmaktadır. Herhangi bir millete dahi yapılsa yüreğimizi acıtacak olan alçakça eylemlerin aynı kanı taşıdığımız kardeşlerimize yapılmasının hissi herhalde tarif edilemez. Uygur Eli'nde bu soykırım yaşanırken dünyanın kolluk kuvvetliğine soyunan ABD'nin ve İnsan Hakları havarilerinin çıtının bile çıkmaması da ayrı bir makale konusudur.


Peki ya biz? Türkiye devleti olarak ne yapıyoruz?




Dünya üzerinde soydaşlarıyla ilgilenmeyen tek devlet var, o da biziz. Yamyam diye dalga geçilen Zenci topluluklarının bile ortak kararlar aldığı bir Afrika Birliği var. Bugün bir Avusturyalının sıkıntısını bir Alman paylaşıyor. Yüzlerce yıl kabile hayatı süren başı bozuk Arap milleti Arap Birliği çatısı altında birleşmiştir. Dünyanın bir ucundaki Avustralya devleti soydaşları olan İngiltere Krallığına tabidir. Dünyanın çeşitli yörelerine dağılan Yahudiler yok olmanın eşiğinden dönerek birleşmiştir. Türk devleti ise kendi yurtlarında düşman milletlerin kölesine haline gelene ırktaşlarımızın haykırışlarına kulak kapatmaktadır. Kerkük'te, Karabağ'da, Urumçi'de, Güney Azerbaycan'da soydaşlarımızın gözlerinden yaş değil kan akmasının sebebi onlara yardım elini uzatmayan Türkiye devletinin politikalarıdır. Ülkemizi yöneten çeşitli milletlerden mürekkep devşirme hükümetlerin dış Türkler diye bir derdi olmadığından soydaşlarımızın sıkıntıları yıllardan beri gündeme getirilmemektedir. Türkiye'yi yönetenler için 1. Dünya Savaşı'nda düşmanla işbirliği yaparak bizi sırtımızdan vuran ve 70'li 80'li yıllarda KGB ajanlarıyla bir olup eğittikleri bölücü komünistleri ülkemize salan Araplar daha kıymetlidir. Zaten bunlara göre Türk hariç herhangi bir topluluğa karşı şefkat göstermek hem İslamiyet'in hem de İnsan Hakları'nın bir gereğidir. Türklükten bahis açmanın adı Faşizmdir. 


Türkiye'de dış Türkler konusu açıldığında muhalefet edecek aydın kimlikli soy fukarası da bolca mevcuttur. Bu milliyet fakirleri dış Türklerle ilgilenmeyi Türkiye'ye hiçbir şey kazandırmayan hatta diğer devletlerle sürdürdüğümüz ilişkilerin bozulmasına sebep olabilecek hareketler olarak görürler. Evet bu kısmen doğrudur. Türkiye Türkleri ile farklı coğrafyalarda yaşam süren Türklerin arasında bir çıkar bağı yoktur. Bugün Uygurlar için Çin devletine, Türkmenler için Irak'a, Güney Azerbeycan Türkleri için İran'a baskı uygulamak bize diplomasi alanında bir şey kazandırmayabilir. Ama milli şeref ve haysiyet anlamında çok şeyler kazandıracağı kesindir. Bedeni ve zihni Türk olmayanlar bu milli onur duygusundan elbette tat alamaz.


Kimi vatanseverlerin ortaya sürdüğü ''Önce Türkiye'yi kurtaralım sonra dış Türklerle ilgileniriz'' düşüncesinin de bir geçerliliği yoktur. Biz Türkiye'nin milliyetçi çizgiye kavuşmasını beklerken soydaşlarımız kuş gibi avlanmakta, yurtlarında köle hayatı yaşamaya mecbur edilmektedir. Beklemenin bize bir şey kazandırdığı yoktur. Hem güçlü devlet olabilmenin şartlarından birisi aynı anda birden çok sorunla baş edebilme gücünü elinde bulundurmaktır. Biz güçlü bir devletiz demekle o devlet güçlü bir hale gelmez. Boş tenekenin çok tıngırdaması gibi laf kalabalığı etmekle peynir gemisi yürümüyor. O halde Türk devletinin olaya müdahil olarak dizginleri eline alması lazımdır. Devletler arasındaki sorunların çözümü ille de savaşa girmek değildir. Hele ki diğer devletin başbakanına ya da herhangi bir yetkili kişisine kabadayılık yapmak uluslararası diplomaside hiçbir anlam ifade etmeyen, tabiri caizse tribünlere oynayan bir hareketten ibaret kalır. Ne var ki AKP hükümetinin dış Türkler konusunda tribünlere oynamasına bile razı olacağız. Yeter ki bir şeyler yapsınlar. 


Aslında bu noktada iğneyi hükümete batırırken çuvaldızı da kendimize batırmamız gerekiyor. Dizilerin hayali karakterlerine ağlayan bir milletin soydaşlarının katledilmesine karşı duyarsızlaşması milli bir facia örneğidir. Ünlü diye ortada gezen soytarıların özel hayatlarından tutun ayda cebine ne kadar para girdiğine değin herşeyi bilen bir toplumun uzakta yaşayan aile fertlerinden birhaber olarak yaşamasının izahı olamaz. Ne yazık ki benliğini, duygularını, hislerini televizyon ekranlarının sahte dünyalarına kaptırmış olan Türk toplumu milli düşünme yetisinden son derece uzaktadır, günden güne daha da uzaklaşmaktadır.


Farklı coğrafyalarda yaşayan Türklerin dertleri sadece Ülkücülerin ya da Türkçülerin sorun olarak algıladığı şeyler olmamalıdır. Bu sıkıntı milletçe üzerine düşmemiz gereken, ulusal bütünlüğümüzü ilgilendiren bir konudur. Soy değerlerinden nasibini alamayanlar hiç değilse dinimizin emrettiği şekilde davransa yine bu zulümun önü kapanacaktır. Nitekim, yüce Allah ilk önce aileye ondan sonra da akrabaya yardım etmemizi buyurmuştur. Cuma hutbelerinin sonunda okunan ''Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar'' ayeti dinimizin akrabalık ilişkilerine verdiği önemin en açık delilidir. Türk gibi olamayanlar en azından samimi bir Müslüman olarak hareket etse Dünya üzerindeki Türklerin acıları dinecektir. 


Dış Türklerle ilgilenmek bizim için bir şeref meselesidir. Onların gözünden düşen çaresiz bir göz yaşının ve katlandıkları felaketlerin sorumlusu bizleriz. Unutmayalım, unutturmayalım. Unutmak ihanettir.
Makaleyi Hemen Yorumla