57. Hükümetin nasıl, neden ve hangi yollarla yıpratılmaya çalışıldığını görmeden ve ardından gelişen h" />
ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
ŞİMDİ SÖZ SENİN TÜRKİYEM / Mehmet Gülsoy / Konuk Yazar 601 okunma - 05 Aralık 2013

57. Hükümetin nasıl, neden ve hangi yollarla
yıpratılmaya çalışıldığını görmeden ve ardından gelişen hadiselerin neler
olduğunu kavramadan günümüzde siyasi arenada nelerin olup bittiğini kavramak
zor ve aynı zamanda eksik bir yaklaşım olur. Bu sebeple dün-bugün
ikilemini doğru kurgulayarak Türk siyasi arenasında yaşananları değerlendirmek
daha doğru olacaktır.



Yıl 2002, kendilerini mütedeyyin “İslamcı–Demokratik” gören
herkesi kucaklayacağını söyleyen bir parti iktidara gelmiştir. Yıl 2013 gelinen
noktada ülke, vatandaşlar nereye sürüklendiğini yeni anlamaktadır.



Geçmişe uzanarak neler yaşadıklarımızı ve son
yaşanan olaylarla nereye geldiğimizi ve nereye gitmemiz gerektiğine birlikte
bakalım.Ortadoğu’yu Arap Baharı adıyla karıştıracak, adına Büyük Ortadoğu
Projesi denilen milyonlarca Müslüman’ın katledilmesini öngören proje AKP'nin
iktidara gelmesinin ardından 2003 yılında ABD'nin Irak'ı işgal etmesiyle beraber
hayata geçirilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin dindar Başbakanı ise bu durum
karşısında, projenin eş başkanı olarak kendine yakışanı yapmış ve yaşlı, çocuk
demeden katliam yapan, Müslüman kadınlara tecavüz eden Amerikan askerlerine
hitaben “ Irak’ta savaşan ABD’li kahraman bay ve bayan askerlere, en az
zayiatla ülkelerine mümkün olan en kısa zamanda dönmeleri arzusuyla dua
ediyoruz.’’
 diyerek onlara duacı olmuştur. 

Bu hadisenin ardından teslimiyetin ne denli olduğu yavaş yavaş orta çıkmaya
başlamıştır. Hatırlamaya devam edelim...



Türk Milleti'ni yürekten yaralayan olaylar Irak'ta soysuz Amerikan
askerlerinin, Türk askerlerinin başına geçirdiği çuvalla devam etmiştir.
Başbakan, bu olay karşısında Amerika’ya karşı tavır alınması konusunda yapılan
baskılara, en azından bir nota verilmesi gerektiğini söyleyen gazetecilere
karşı; “Bu müzik notası değil. Öyle aklınıza her estiğinde verilmez.
Ağırlığı ve ciddiyeti vardır.”
 diye cevap vererek, hiçbir zaman
böylesine aşağılanmamış şerefli Türk Askerine sahip dahi çıkmamıştır. Evet, bir
kez daha hatırladık değil mi, şerefli Türk askerinin ve asil Türk Milletinin,
Başbakanın gözündeki ağırlığını. Belki o zamanlar anlaşılmamış olsa da sonraki
yıllarda Türk askerine yapılan operasyonların temelinin nereden geldiği eminim
şimdilerde daha anlaşılır bir hal almıştır.







Mevcut iktidar aldatmayı ve kandırmayı öyle güzel
adet edinmiş ki yaptıkları her işin üzerini çok iyi örtmektedirler. Bununla
yetinmeyen iktidar, “Bütün Türkler yok edilmeden Hıristiyan dünyası
rahat etmeyecek.”
 diyen Papa Cixtus’un (1585-1590) heykeli altında ve
onun sözde manevi huzurunda, 29 Ekim 2004 tarihinde AB Anayasası’nı imzaladı ve
bunu halkımıza büyük bir başarıymış gibi duyurdu. Türk Milleti egemenlik
hakkını AB'nin inisiyatifine devrederken AKP bunun heyecanını yaşamaya
başlamıştı bile. Bu heyecanlarını gündüz gözüyle Ankara Kızılay meydanında
havai fişek atarak kutladılar. Anlaşmanın ayrıntılarını ve aziz milletimizin
tepki göstereceği hassasiyetleri anlatmak yerine, asil Türk Milletini aldatmaya
ve kandırmaya devam etti.







Başbakan Erdoğan eşbaşkanı olduğu Büyük Ortadoğu
Projesi’nin başarısı için elinden geleni yapmaya çalışıyor, büyük abilerinin
gözüne girebilmek için hiç birşeyden kaçınmıyor, hiçbir sözden geri durmayarak
yoluna devam etmeyi sürdüyordu. 2004 yılında söylediği “Amerika’nın
düşündüğü Büyük Ortadoğu Projesi var ya, Genişletilmiş Ortadoğu Projesi;
Diyarbakır işte bu proje içinde bir yıldız, bir merkez olabilir. Bunu
başarmamız lazım.’’
 sözleri ile açık bir şekilde, 16 Kasım 2013 tarihinde
Diyarbakır’da yaşanan ve Türk Milleti için kara günde söylenilen her cümlenin,
her kelimesinde gerçekte iktidarın neye hizmet ettiğini böylelikle ortaya
çıkarmıştır.





Bir tarafta AB'ye Türk Milleti'nin egemenlik hakları devredilirken, diğer yandan
ABD'nin emrinde Türk Milleti'nin kazanımları ve değerleri birer birer yok
sayılmaya devam ediliyordu. AKP, boş durmayarak sahip olduğu sorumluluğun (!)
gereği olarak “cami” kelimesi ibadethane olarak kanunda
değiştiriliyor, apartman altlarında kilise açılmasının önündeki engeller
kaldırılıyor ve yıllarca kapalı olan kiliseler restore edilerek bir bir
Başbakan tarafından “Ya Allah Bismillah’’ nidalarıyla
açılıyordu. 

Bütün bunları yapan AKP dindarlık kisvesi altında Türk halkının saf, halisane
duygularıyla oynanıyor ve tüm bunlara rağmen 11 yıldır iktidar koltuğunda
bulunuyor. Lakin unuttukları yada görmek istemedikleri bir gerçek karşılarında
duruyor. MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ ve onun LİDERİ DEVLET BAHÇELİ!



Devlet Bahçeli Bey hemen hemen her konuşmasında iktidarın yaptığı
yanlışlıkları, aldatmaları gün yüzüne çıkartıyor, ÖNCE ÜLKEM ve
MİLLETİM, SONRA PARTİM ve BEN
 anlayışıyla Milliyetçi – Ülkücü
vatanseverlerin, şahsi menfaatleri doğrultusunda değil, ülke ve millet
menfaatleri doğrultusunda hareket ettiklerini ve edeceklerini dile getiriyor.



Bunca yaşanmışlıkların ardından 30 Mart 2014 tarihinde Türkiye’yi yeni bir
seçim beklemektedir. Mevcut iktidara Milliyetçi Hareket Partisi ve Türk Milleti
gereken dersi verecek, AKP surlarında bir gedik açacak ve 2015 Genel
Seçimlerinde AKP yok olacaktır.



30 Mart mahalli idareler seçiminde Kayseri’nin de önemi büyük olacak, 18 yıldır
yerelde belediye başkanlığı koltuğunda oturan AKP'li Haseki ve avenesini de
Milliyetçi – Ülkücü vatanseverler “Artık Yeter” diyerek
yollayacaktır.



Milleti aldatmayı ve kandırmayı kendilerine şiar edinmiş olanlar eminiz ki ilk
derslerini Kayseri’den alacaklar ve Kayseri’den ışık ışık, dalga dalga Milliyetçi
Hareket Ülküsü tüm Türkiye’ye yayılacaktır. Artık yeter demenin, ülkeyi
bölmeye kalkanların, dini kullanarak milleti kandıranların ve ayrıştıranların
gitme zamanı gelmiştir. Hikaye’nin sonu artık belli olmuştur. 



Zaman artık, “Lider Ülke Türkiye” için Milliyetçi Hareket
Partisinin ve Lideri Devlet Bahçeli Beyin zamanıdır.Şimdi söz senin
Türkiyem.
Makaleyi Hemen Yorumla