ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
MHP CUMHURBAŞKANI SEÇİMİNDE ÖLÇÜSÜNÜ ORTAYA KOYDU / İsmail Özdemir 1367 okunma - 09 Mayıs 2014

Yerel Seçimlerin hemen ardından Türkiye, Ağustos ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimine kilitlenmiş durumda.

 

Her çevreden, herkesin gündemi artık Cumhurbaşkanlığı seçimi.

Nihayetinde seçimi yapılacak olan makam, binlerce yıllık Türk mirasının en kutlu derecesi, şanlı ordusunun en yüksek mertebesi, milli kimliğinin en üst temsil yeri olunca, önemine binaen hassas olunuyor bu konuda.

Türk Milleti için böylesi hassas bir makama müdahalede bulunmak isteyen şer odakları da pusuda bekleyecektir.

Dolayısı ile Türk Milleti kadar, Türk Milleti'nden yana olmayan her çevre açısından Cumhurbaşkanlığı seçiminin dikkatle takip edildiğini söylemek yerinde bir tespit olacaktır.

Ülkemizin bulunduğu coğrafyayı dönüştürmek, planlarını uygulamaya koymak adına hareket eden ülke yada ülkeler, kendisini bu alanda ispatlamış, küresel projelerdeki ortaklıklarla kendisini kanıtlamış, "eşbaşkanlıkla" sadakatini kendilerine belli etmiş bir ismin o makama çıkmasını isteyeceklerdir.

Ancak kararı verecek olanlar bu odaklar değil, Türk Milleti'dir.

 

* * *

İktidar kanadına bakarsanız, kendi çaplarında çoktan seçimi yapıp bitirmiş bir hava estirmeye çalışıyorlar.

Milletin Cumhuruna, millete rağmen ve dayatmalarla müdahalede bulunma arzuları var.

Ancak dikkatinizi çekti mi biliyorum, AKP iktidarında hiç kimse bu meseleyle alakalı rahat değil.

Hatta ismi üzerinde gündem yaratılmak istenilen Recep Tayyip Erdoğan dahi telaşlı ve endişeli bir duruş sergiliyor.

Çünkü AKP açısından durumun ahvali Cumhurbaşkanı seçiminden çok daha öte, parti kadrolarının baştan aşağıya kaderlerinin belirsiz bir hal taşımasıdır. 

Herkes kadar AKP kadroları da, üzerlerindeki yolsuzluk iddialarının hukuki olarak aklanmadan, iki yakalarının bir araya gelemeyeceğini biliyorlar. Bunun için güvensizler. 

Mecliste hafta başında yapılan fezleke görüşmelerinin hemen öncesinde, AKP Genel Merkezi'nde 4 bakanında yer aldığı kahvaltılı toplantı düzenlenmesi de, ortada var olmayan bu güveni tesis edebilme amacı taşıyordu. Ama ne yapsalar boş, muvaffak olamıyorlar.

Bu güvensiz iklim AKP kadrolarının dengesini bozuyor. Gelecek açısından herkeste bir korku hakim. Milletvekilleri, bakanlar ve diğer makamlarda partili kimliği ile bulunan herkes mevcut konumlarını koruyup koruyamayacağının telaşına düşmüş durumda. 

Kimsenin derdi halisane niyetle Cumhurbaşkanının belirlenmesi değil. Herkes kendi derdine düşmüş durumda. Yapılan açıklamalara, konuşmalara, basına verilen demeçlere bakınca bu durum çok açık bir şekilde göze çarpıyor.

Kendisine güveni kalmamış AKP kadrolarının, parti içi rekabette de kırıcı, yıpratıcı ve yok edici bir ruh haline büründüğü de dikkatlerden kaçmıyor.

Beşir Atalay'ın "Bizde Cumhurbaşkanlığından sonra tekrar Başbakanlığa gelme falan olmaz" sözü bunun bir yansıması. Ayrıca bu sözler AKP'nin Abdullah Gül'ü fırsatını bulduğu ilk anda yemeye çalışacaklarını gösteriyor.

Sonuç olarak Başbakanlıkla ilgili de AKP içinde "kırıcı ve yok edici" bir çarpışmanın içten içe yaşandığını, bu gelişmeler işaret ediyor.

Ancak AKP'liler bir şeyin farkında değiller. Zira Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olmamasıyla, kendi şahıslarıyla alakalı beklentileri de gerçekleşmeyecektir.

 

* * *

MHP, Cumhurbaşkanı Seçimleri ile ilgili en iyi değerlendirme ve stratejiyi uygulayan parti olarak göze çarpıyor. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, yerel seçimlerden bu yana yaptığı değerlendirmeler, taraflı tarafsız her kesim tarafından kabul ve takdir görüyor, ilgi ve dikkatle takip ediliyor.

Özellikle, bu yönde yaptığı son açıklamasındaki tahlilleri son derece yerinde ve anlamlı. Cumhurbaşkanı adayı için "nasıl biri olmalı" konusunda ortaya koyduğu ölçüsünde "Milliyetçi, muhafazakâr, manevi değerleri taşıyan, laik ve demokratik ve hukuka saygılı" yapıda olması gerektiğini ifade etmesi, toplumun tümünü kucaklayan değerler olarak karşımızda bulunuyor. MHP'nin bu ilkeler çerçevesinde aday belirleme çalışması yaptığı anlaşılıyor.

Bunun yanı sıra, Sayın Bahçeli'nin söylediği "Gideceğim herkese. CHP'ye gideceğim; ama Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi'ne de gideceğim. Yetmez; sivil toplum örgütlerini, inanç gruplarını, katkı sağlayacak herkesi ziyaret edeceğim. Onlara diyeceğim ki, orta paydası geniş olan birini ülkemize cumhurbaşkanı yapalım" sözleri böylesi hassas bir dönemde sergilenmesi gereken kucaklayıcı ve bütüncül duruşun yansımasıdır.

MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin Cumhurbaşkanı adayı olacak kişiyle alakalı yaptığı bu değerlendirmelerin, Türk Milleti'nin hali hazırda beklentilerini yansıtan değerler olduğunu inkâr edebilecek olan var mıdır?

Devlet Bahçeli'nin ortaya koyduğu bu duruş, milli sorumluluğun en güzel örneklerinden birisidir. Ötekileştirmeden, kamplara ve kutuplara ayırmadan, millete layık olanı, milleti temsil edecek olanı, Cumhura baş olacak olanı, milli iradenin hepsiyle beraber, hepsiyle ortak şekilde görüş birliğiyle seçmek adına öncü olmak, erdemin ve en önemlisi sorumlu devlet adamlığının eşsiz bir göstergesidir.

Buradaki hassas duruşun iyi okunması gerekir. Cumhurbaşkanlığı makamı siyaset üstü bir konumdur.

İnanın, Sayın Bahçeli bu duruşu sergiledikten ve tüm siyasi partiler, toplumun da hassas olduğu bu ölçüler ışığında bir araya geldikten sonra, millete ısrarla isim dayatma telaşına düşen, kendi ismini ön plana çıkarma arzusuyla ne yapacağını şaşıran, yıllardır beraber yol yürüdüğü arkadaşlarının dahi önünü kesmeye çalışan Recep Tayyip Erdoğan'da su üstüne çıkan köpük misali hükümsüz kalacaktır.

Milli irade aslolan varlığıyla, bütünleyici ve kucaklayıcı bir anlayışla, Türk Milleti'nin binlerce yıllık mirasının temsilcisi olan makamdaki kişiyi, her türlü oyun ve dayatmalara rağmen seçecektir.
Hiç şüphem yok ki, bu milli ahenkte, AKP'ye oy vermişlerde yer alacaklardır. Zira aklın yolu bir. Ortada bulunan hassasiyet belirli zümrelerin değil, milletin kendisinindir.
Makaleyi Hemen Yorumla