ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
BENGÜ TÜRK TV ANKARA TEMSİLCİSİ METİN ÖZKAN İLE SÖYLEŞİ / Burak Özcan 827 okunma - 01 Mayıs 2015

-Metin Bey öncelikle yoğun mesainiz arasında bizlere zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. İlk sorum ülkemizdeki iktidar ve medya ilişkileri hakkında olacak. AKP iktidarının medyaya bakış açısını kendi pencerenizden nasıl değerlendiriyorsunuz?

Medyada ki örgütsüzlük nedeniyle bu soruya cevabım “Ya biat edensin, ya kapının önüne konursun”şeklinde olsa çok mu özet olur. Çünkü örgütsüz koşullarda büyük sermaye gruplarının söz sahibi olduğu medyada doğal olarak editoryal bağımsızlığa ya da meslek ahlakına yaşam hakkı tanınmamaktadır.  Sorun şu ki, Biat etmenin mide bulandırıcı bir yalakalığa tırmanışını AKP iktidarında “yandaş” dediğimiz “Besleme Medya’nın ” birbiriyle girdiği yarışta çok iyi anladık. Zaman zaman yandaşlık boyutunu öylesine abartıyorlar ki iş “destekçilikten tetikçiliğe” kadar varabiliyor. Zaten bugün ülkemizde ki medyanın durumuna bakınca yüzde 80 oranında AKP’ye itaat eden bir medya görüyorsunuz. Geri kalanın bir kısmı tarafsız gibi durmaya çalışırken küçük bir zümre da kıyasıya muhalefet ediyor. Ancak AKP’nin tek bir medya stratejisi var; “Ya benimsin ya kara toprağın”. Yani medya sahipliğini dönüştürdüğü gibi, iletişim yollarının tümünün kontrolünü elinde tutmak için hiçbir tehdit ve saldırıdan çekinmiyor. Çalışanı sindiremezse patronu sindirip kendisine hem ekonomik, hem de “baskı ve korku” yolu ile bağımlı hale getiriyor. İşte AKP’nin medyaya bakışı!

-Basının toplum içindeki önemi yadsınamaz bir gerçektir. Hatta basını demokratik sitemler içerisinde dördüncü bir kuvvet olarak gören anlayışlarda vardır. İktidarın baskısı altında size göre bu kuvvet algılaması nasıl vücut buluyor?

Gazeteciliğin denetleyici işlevini belirtmek amacıyla medya için “dördüncü kuvvet” ifadesi sıklıkla kullanılsa da, ülkemizde bu kavram yalnızca “özerk medya” adına söylenebilir. Aslında demokrasinin vazgeçilmez unsuru kabul edilen bu anlayış, demokrasinin bırakın “ileri demokrasi” tanımlamasını, demokrasinin adından bile alerji duyan bir iktidar döneminde vazgeçilmez olan bir şey vardır, o da; “İktidarda kalmak için her yol mubahtır. Demokraside neymiş.” anlayışındaki AKP iktidarının diktatör tutumudur. Yani demem o ki medyanın kaçıncı kuvvet olduğu değil, bu günkü haliyle “siyasal rejimin tetikçi kuvveti” olmasıdır önemli olan.

-Bir önceki soruya vermiş olduğunuz cevaba basının halkı doğru bilgilendirme vazifesi olduğunu gerçeğini eklersek havuz medyasının yaptığı yalan haberlere ve yandaş kalemlerin yazmış olduğu köşe yazılarıyla aslında büyük bir vebal altında olduğunu söyleyebilir miyiz?

Son yıllarda İktidar özellikle Medya üzerinden pompaladığı birçok yalan ve yanlış haberle toplum algısını kendisine göre değiştirmeye çalışıyor ki, “günah ve vebal” kavramları biraz hafif kalır. Yandaş medya“yalan kutusu” olmuştur. Yandaş medya “iktidar yağdanlığı” olmuştur. Yandaş medya “kalemi kiralık omurgasızlar sürüsü” olmuştur.  Kendisini muhafazakar ve dindar diye tanımlayan bir iktidarın genel başkanını “Ümmet, Peygamber hatta Allah’ın sıfatlarına sahip kişi” olarak gösterenleri alkışlayan günahkar bir medyadan bahsediyoruz. Bu medya ki hırsızlığın üzerini ayet, rüşvetin üzerini sure, haksızlığın ve haramın üzerini dua ile kapatmaya çalışanlara hesap sormuyor, açığı kapatmak için milleti inandığı dinden uzaklaştırıyor.

Yandaşlık, yalakalık ve omurgasızlıkta sınır tanımayan ve ülkemiz de 13 yılda iktidar kesesinden ve milletin rızkından cebini dolduran bu yaratıklara ben gazeteci değil, desem desem “devşirme” derim.

-Türkiye’nin basın özgürlüğü sıralamasında 180 ülke arasından 154. sırada yer almasının nedenleri sizce nelerdir?

Türkiye’de gazetecilik yapan insanların AKP iktidarının kıymetini bilemediği için bu kadar alt sıralara düşmüştür. Çok şaşırdım. Yoksa yazmanın, çizmenin, konuşmanın, sanat yapmanın, eleştirmenin, doğruyu söylemenin bu kadar özgürce yaşandığı bir ülkede kimse basın sansürleniyor, basına baskı yapılıyor, basın hakları ihlal ediliyor, basına karşı adaletsiz davranılıyor diyemez. (Sanırım şaka yaptığımı anlamışsınızdır.)

Ülkemizde bir buçuk günde sıfırlanamayan paralar gibi, hak, hukuk, birlik, beraberlik kavramlarıyla birlikte, muktedirin papağanları sayesinde medyaya olan güvende sıfırlandı.

AKP için “özgür basın” gerçekleri ne kendisine ne de topluma söylemeyen basındır. AKP için özgürlük ne vicdan, ne adalet, ne de inançtır. Çünkü AKP için özgürlük yalnızca kendisine “kölelik” yapan medyanın adıdır.

-İktidarın bu derecede basın üzerinde baskı kurması özellikle Türkiye’nin itibarını sizce nasıl etkiliyor ve demokratik toplumlarda iktidar-basın ilişkileri size göre nasıl olmalıdır?  

Kusura bakmayın ama bölücü başı bebek katili Abdullah “Öcalan’ın itibarını Basının itibarından”, Milyonlarca dolara mal olan israf abidesi “KAÇ- AK Saray’ın” itibarının “milletinin itibarından” önde tutan bir iktidarın hangi itibarından söz ediyorsunuz. Tedbirsizlik nedeniyle maden ocaklarında yaşamını yitiren yüzlerce insana “Ne güzel öldüler, bu işin kaderinde ve fıtratında var” diyen bir iktidar maden ocağının itibarını madenciden daha fazla düşünüyor. Malum medya da yandaş maden sahibini kurtarmak için çırpınıp duruyorsa varın itibarsızlığın kol gezdiği bu çark içinde itibarı siz düşünün.

Korkacak, saklayacak, çekinecek bir şeyi olmayan iktidarlar, medyanın özgürlüğüne müdahale etmezler. Tabi bu arada bu tür özelliklere sahip bir iktidarı sırf yıpratabilmek için yalan yanlış haber yapan gazeteciye de“itibarlı gazeteci” denmez. Eğer medya çuvaldızı kendisine batırmak isterse, şunu bilmelidir ki; “Basın özgürlüğü ağzına geleni yazmak, yalan yanlış haber yapmak ve özel hayata istediği gibi girip iftira atmak değildir.” Gazetecilerin farkında olması gereken gerçek şudur. Özgürlüğün kendiliğinden bir koruyucusu yoktur.

-Bizleri kırmayarak zaman ayırdığınız için tekrar teşekkür ederim.  Son olarak dergimiz okuyucularına vermek istediğiniz bir mesajınız varsa onla bitirelim.

Diyeceğim o ki; Günü kurtarmak adına geçici güvenlik için özgürlüğünü diktatörlere teslim edenler, asla ve asla ne özgürlüğü hak ederler, ne de güvenliği.  Onun için diyorum ki; “Bana göre mutluluğun sırrı özgürlük, özgürlüğün sırrı da yürekliliktir”.

Siz değerli ve yürekli Kutlu Sesleniş okuyucularına diyebileceğim tek şey, “Her daim mutlu, sağlıklı, onurlu, gururlu ve özgür kalın”. Özgürlük sağlık gibidir, varken sorgulayın. Allah hepimizin yar ve yardımcısı olsun.

Makaleyi Hemen Yorumla