ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
NAMUS MESELESİ / Bahadır Çoban 528 okunma - 15Temmuz 2015

MHP'nin artışa geçen oylarını HDP'nin güçlenmesine bağlayarak "Etnik milliyetçilik birlikte yükselişe geçer" çıkarımını yapmak sapkın bölücü ideolojiyi legalleştirmenin diğer adıdır.

Milletin bütününü kapsayan Türk milliyetçiliği ile etnik bir gruba imtiyaz sağlanmasını öngören Kürt milliyetçiliği terazinin iki kefesinde asla denk düşmezler. 

Türk milliyetçiliği temsil ettiği çoğulculuk bakımından terazinin ağır basan kefesidir. Çünkü Türk milliyetçiliği denilen kavram Türk, Kürt, Arap, Laz, Çerkes gibi temsil kabiliyeti çok geniş bir yelpazenin bütünleşikliğidir.  

Türk milliyetçiliği ideolojisi "Biz sizi birbirinizi tanışasınız diye kavimlere ayırdık" diyen yüce Allah'la ve "Kişi kavmini sevmekle kınanmaz" diyen peygamber efendimizle çelişmez! Temelinde ortak geçmişe ve ortak dile sahip toplulukların bir arada yaşama arzusunu ifade eder. Daha da açık söylemek gerekirse Türk milliyetçiliği görüşü; etnik kökeni ne olursa olsun Türkiye'de yaşayan bütün toplulukları birbirine Türk dili etrafında kenetler. 

"Neden Türkçe" diye soranlar olacaktır. Çünkü Türkçe bu topraklarda bin yıldır konuşulan ortak lisandır.

Çünkü Türkçe etnik kökeni ne olursa olsun milletin bütün parçalarını birbirleriyle iletişimde tutan ana unsurdur.

Türk dilinin sağladığı bu işlevselliği bu topraklarda sağlayabilen başka hiçbir dil yoktur.

Halkı, ordusu ve saray efradı Türk olmasına rağmen Anadolu Selçuklu Devleti'nin resmi dili Farsçaydı. Bunun sebebini devlet geleneklerini İran'da hüküm sürmüş olan Büyük Selçuklu Devleti'nden almalarına bağlayabiliriz. Oysa birden çok milletli Osmanlı İmparatorluğu'nun resmi dili Türkçedir.  Çünkü farklı etnik kökene haiz toplulukları bir arada tutmak ancak ortak bir lisanla mümkün olabilirdi.

Osmanlı Devleti'nin ilk anayasası olan Kanuni Esasi'nin 18.maddesi der ki:

"Tebaai Osmaniyenin hidematı Devlette istihdam olunmak için devletin lisanı resmisi olan Türkçeyi bilmeleri şarttır."

Günümüz Türkçesiyle diyecek olursak: "Osmanlı tebaasına mensup olanların devlet hizmetinde işe alınabilmeleri için devletin resmi dili olan Türkçeyi bilmeleri şarttır."

Bugün kendilerini neo-Osmanlıcılı gösterenlerin "Tek dil"den bahsedememesini "ayrılıkçı görüşlere zemin yaratmak" şeklinde okumamızın nedeni budur.

Türk milliyetçiliğinin kapsayıcılığından bahsettik. Buna karşın Kürt milliyetçiliği ve diğer etnik milliyetçiliklerin tamamı toplum içerisindeki küçük parçaların kahir ekseriyet üzerinde hâkimiyet kurma savaşıdır.

2009'da AKP'nin öncülüğünde başlatılan Kürt açılımı süreci milletin ufak bir parçası olan Kürtlerin kahir ekseriyete karşı imtiyaz edinme uğraşını temsil eder.

Eşitlik, kardeşlik gibi kulağa hoş gelen sözcüklerle süslenmiş bu süreçte Kürtlere hangi imtiyazların tanınacağı 6 yıldır hala açıklanamamıştır. Kürt açılımı, açtıkça içinden yeni bir kutu çıkan, neticesinin nerede sonuçlanacağını kestiremediğimiz bir süreçtir.

PKK ve onun siyaset dilindeki karşılığı olan HDP'nin beklentilerine bakarsak açılım sürecinin onlar açısından başarılı sayılması "Anadilde eğitim" ve "Yerel Yönetimlere özerklik" kıstaslarına bağlıdır.

Anadilde eğitim konusu biraz önce açıkladığımız "Milletin ortak dil etrafında birleşmesi"ni bozan, milleti ayrıştırıp birbirinden koparmaya sebep olan ayrılıkçı düşüncenin ürünüdür.  

Yerel yönetimlere özerklik ise anadilde eğitimin sağlayacağı ayrışmanın son kertede bölünmeye dönüşmesidir.  Farklı dilleri konuşanlar zamanla birbirinden farklılaşacak, farklı düşünüp farklı yaşayacak ve bir müddet sonra da müstakil bir devlet olarak kabul edilmeyi isteyecektir.

Kürt açılımı sürecinin varacağı son nokta olan Yerel Yönetimlere Özerklik veya Federasyon kavramları Osmanlı Devleti'nin dağılma döneminde Prens Sabahattin'in temsil ettiği Âdemi Merkeziyetçilik anlayışıyla büyük benzerlik gösterir. Oysa Âdemi Merkeziyetçilik fikri hayatta kalmak için bulduğu her cismi ağzına atan, yani dağılmayı önlemek için farklı birçok ideolojiyi uygulayan son dönem Osmanlısında bile kabul görmemişti. Çünkü bütünleştirici hiçbir vaadi yoktu.

Osmanlı devleti ülkeyi bir arada tutabilmek için Osmanlıcılık, Batıcılık, Ümmetçilik gibi değişik görüşleri uygulamaktan çekinmedi. Bir dizi deneme yanılma aşamalarından sonra Türk milliyetçiliği düşüncesi hâsıl oldu. Bu düşünce cumhuriyetimizin de kuruluş felsefesidir ve 92 yıldır bizi ayakta tutan çimentomuzdur. 

Bu çimentoyu Çözüm Süreci adı altında sulandırmak isteyenler bilerek veya bilmeyerek bölücülüğe hizmet edenlerdir. 

Bölünmenin sacayakları olan anadilde eğitim ve özerklik talebinin görüşme konusu dahi yapılması vatanın bütünlüğüyle kumar oynamaktır. Vatan bize göre namustur. Ve namus riske atılacak, üzerinde kumar oynanacak bir kavram değildir!

Makaleyi Hemen Yorumla