ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
BAŞKOMUTAN / Bahadır Çoban 553 okunma - 29 Temmuz 2015

1596 yılında Osmanlı kuvvetleri Avusturya üzerine sefere çıktı.

Padişah 3.Mehmet ordusunun başındaydı.

Bu önemli bir gelişmeydi. Zira 1566'da Kanuni Sultan Süleyman'ın çıktığı Zigetvar seferinden beri padişahlar ordunun başında savaşa çıkmıyor, bu durum alınan yenilgilerin sebebi olarak görülüyordu.

3.Mehmet'in hocası Saadeddin Efendi tarih bilgisi kuvvetli bir alimdi. Padişahın ordunun başında savaşa katılmasının askerlerin harp gücünü birebir etkileyeceğini bildiğinden onu sefere iştirak etmesi konusunda cesaretlendirmişti.

Düşman kuvvetlerinin bel kemiğini Avusturya Arşidüklüğünün orduları oluşturuyordu. Sayıları 200 bin civarındaydı. Yardımcı kuvvet olarak gelen Macar, Çek, İspanyol, Fransız, Hollanda, Belçika ve Papalık askerleri de eklendiğinde haçlı ordularının sayısı 300 bine ulaşmıştı.

Osmanlı ordusu ise 100 bin kişiden ibaretti.

Savaş esnasında Haçlı orduları Osmanlı kuvvetlerini bozguna uğratıyor, ağır kayıp veren birlikler dağılma tehlikesiyle geri çekilmek zorunda kalıyordu. Haçlı ordusu bu geri çekilme karşısında moral üstünlüğünü ele geçirmiş, iştahlı taarruzlarla padişahın otağına kadar gelmeyi başarmıştı.

Osmanlı için yolun sonuna gelinmiş, ordu büyük bir hezimete uğramıştı.

Fakat tam o esnada…

Padişahın çadırını kuşatılmış gören Osmanlı ordusunun aşçı, seyis, at oğlanı, katırcı gibi geri hizmet bölüğü mensupları ellerine geçirdikleri kazma, kürek, odunlarla öyle bir hücuma geçtiler ki…

Osmanlı'ya takviye birlik geldiğini zanneden Haçlı orduları paniğe kapıldı. Onların bu paniğine karşı "Kafir kaçıyor" söylentisini her yana yayan Osmanlı ordusu bir anda moral üstünlüğünü ele geçirdi.

Haçlı orduları hiç beklemedikleri bu taarruz karşısında neye uğradıklarını şaşırarak gerisin geri kaçmaya başlamıştı.

Osmanlı için bozgunla sonuçlanacak savaş bir anda tarihin en ilginç zaferlerinden birisine dönüştü.

Bu zaferin elde edilmesinde 3.Mehmet'in ordunun başında savaşa çıkmasının askerlere verdiği moral birinci etkendir.

Bu aynı zamanda moralin, kararlılığın ve metanetin "bitti" denilen bir savaşı eşsiz bir galibiyete dönüştüreceğinin de yaşanmış göstergesidir.

Aynı kararlılık ve metanet İstanbul'un fethinde, Mercidabık'ta, Ridaniye'de, Çanakkale'de, Sakarya'da ve dahi binlerce yıllık Türk savaş tarihinde sayısız defa karşımıza çıkar.

Çünkü Türk askerinin en belirgin özelliği; başındaki komutanın azminden, cesaretinden ve kararlılığından güç alarak savaşmasıdır.

Hülasa, şu günlerde binlerce yıllık bu asil ordu yeni bir taarruz düzenliyor.

Başkomutan kim?

Büyük Kürdistan'ı kuracak olan Büyük Ortadoğu Projesinin mağrur eşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan!

Kobani'deki PKK'ya yardım götürebilsinler diye Peşmerge'nin Türk topraklarını çiğnemesine izin veren Recep Tayyip Erdoğan!

Türk toprağı Süleyman Şah Türbesinin düşman tehdidi karşısında boşaltılmasını, namus olan vatan toprağından feragat edilmesini "başarı" olarak gören Recep Tayyip Erdoğan!

Mit müsteşarını PKK'lı teröristlerle Oslo ve İmralı'daki müzakerelere kendisinin memur ettiğini söyleyen Recep Tayyip Erdoğan!

Terörist PKK'lılar için "Ne istediler de vermedik" diyen Recep Tayyip Erdoğan!

Yüzlerce Türk subayının neyle suçlandıklarını yıllarca öğrenemedikleri dava için "Ben bu davanın savcısıyım" diyen Recep Tayyip Erdoğan!

Şimdi biri çıkıp da söylesin:

Bu denli moral erozyonuna uğrayan bir ordu terörle mücadelede azim, şevk ve kararlılık gösterebilir mi?

Eğer cevap olumlu ise yenilgimiz şimdiden kutlu olsun!

Yok, olumsuz ise sorunun kaynağını baştakilerde aramalı…

Makaleyi Hemen Yorumla