ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
IŞİD ve PKK Eylemlerinin Arka Planı / İsmail Özdemir 440 okunma - 22 Temmuz 2015

Suruç'ta meydana gelen patlamada hayatını kaybedenlerin sayısı bu yazının yazıldığı vakitlerde 32 kişiyi bulmuştu.

Saldırının failleri henüz kesin olarak belli değil.

Ancak resmi ağızlardan yapılan açıklamalar eylemin IŞİD terör örgütü tarafından düzenlendiğini işaret ediyor.

Bu kanlı eylem ve sonrasında yaşanılanlar bizlere Türkiye'nin ne derecede büyük bir güvenlik açığı yaşadığını net bir biçimde gösteriyor.

Suriye'de yaşanan iç savaşın uzantıları artık ne yazık ki bizim topraklarımıza da git gide sirayet ettirilmeye çalışılıyor.

Uzun süredir yürütülen algı çalışmalarında Türkiye'de kimi kesim IŞİD'i PKK-PYD'den, kimileri ise PKK-PYD'yi IŞİD'den daha tehlikeli olarak sunma gayreti taşıyorlardı.

Ancak her ikisinin de bir terör örgütü olduğu gerçeği ise dikkatlerden kaçırılmak isteniyor.

Oysa IŞİD ve PKK ayrım yapmaksızın Türkiye'nin milli güvenliğine yönelik büyük bir tehdit oluşturmaktadır.

Bu durum iki örgütün ideolojik yapısı ile hedef olarak benimsedikleri meselelerde ve en nihayetinde eylemlerinde de zaten kendisini belli etmektedir.

Herkes Suruç'a dikkat kesilmişken, aynı gün Adıyaman'da PKK'nın 1 askerimizi şehit edip, 2'sini de yaralamış olması iki eylemin mevcut şartlar itibarıyla birbirinden ayrı tutulamayacağı gerçeğini karşımıza çıkarıyor.

PKK'nın benzer bir zamanlama ile Iğdır'da da askerlere saldırdığını, kimi kent merkezlerinde saldırı düzenlediğini ve güvenlik güçleriyle çatışmaya girdiğini tam da bu noktada hafızaların bir köşesinde tutmak gerekiyor.

Suruç'ta patlayan bombanın IŞİD'den geldiği yorumu kuvvet kazanırken, PKK'nın da diğer yandan harekete geçerek saldırılarını başlatması; hem HDP'li Selahattin Demirtaş'ın hem de PKK'lı Cemil Bayık'ın "Halkımız kendi güvenliğini, öz savunmasını sağlamalıdır." açıklamalarının ardından gelmiş olması hala çözüm de ısrarcı davrananlar üzerinde bir tesir yaratacağa benzemiyor.

* * *

Türkiye adım adım çözülmeye doğru sürüklenirken, bunun mimarı olan AKP'den Ahmet Davutoğlu'nun ifadeleriyle "teröre karşı ortak deklarasyon" çağrısının gelmesi ise tirajı komik bir vakadır. 

Dolmabahçe'de terör örgütü PKK'nın elebaşısının 10 maddelik metnini HDP ile ortakça deklare edenler acaba şimdi aynı PKK'nın kanlı eylemlerini kınayacak samimi bir adım atabilirler mi?

Elbette bu durum AKP, PKK, HDP açısından mümkün değil, ortak deklarasyon çağrısı ile yapılmak istenilense suçlarını örtbas etme gayretinden başka bir anlam taşımıyor.

Tabiatıyla da Türkiye'nin güvenlik alanındaki zaafına da bir katkı da bulunmuyor.

Ülkemiz açısından güvenlik riskini belirgin bir şekilde ortaya koyan birincil durum hem PKK-PYD'nin, hem de IŞİD'in militan devşirmek ve lojistik destek sağlamak amacıyla Türkiye topraklarını kullanıyor oluşlarıdır.

Suriye'de yaşanan kargaşada "iç savaş tecrübesi edinmiş" binlerce kişinin rahatlıkla Türkiye topraklarına giriş-çıkış yaptıkları bir ortamda kamu güvenliği büyük bir risk altında demektir.

Bilinen resmi verilere göre Türkiye'den PKK-PYD saflarına katılan 4500 civarında militanın olduğu, IŞİD açısından da yaklaşık olarak benzer rakamların geçerli olduğu telaffuz ediliyor.

Dolayısıyla uzun süredir görmezden gelinen bu durumun artık ülkemiz açısından ne derecede büyük bir önem ve hayatiyet taşıdığı göz önünde bulundurulmalı, "sınırın mutlak güvenliği ve kontrolü" ivedi tedbirler arasında öncelikli sıraya konulmalıdır.

Şurası bir gerçek ki eskisine oranla artık terör eylemlerinin yaşanma riski daha da artmıştır.

Ortadoğu fitne, kan ve vahşetle boğuşurken, söylem ve kimi eylemlerle buraya müdahalede bulunmanın bizlere de bir faturası olacağı gerçeği en başından beri belliydi.

Umarız daha vahim hadiseler yaşanmaz, ancak gerek iç gerekse dış alanda mevcut politikalarla yola devam edilmesi halinde, şimdilerde tanıklık ettiğimiz olayların sadece birer başlangıç olduğu gerçeği ile de yüzleşmemiz lazımdır.

* * *

Üzerinde fazla durulmasa da Suruç'ta patlayan bombalar ve PKK'nın harekete geçmesi meselelerinde büyük resme bakmak en doğrusu olacaktır.

Neticede son eylemler iki terör kanadından gelmiş olsa bile bölgesel ve hatta küresel gelişmelerle doğrudan alakalıdır.

Bunun için yakın dönemde yaşanan önemli gelişmelerin neler olduğu üzerinde durulmadır:

1-İran ile ABD'nin öncülük ettiği ülkelerin nükleer anlaşmaya varmış olmaları ve bu anlaşmanın İran'ın bölgesel gücünü artıracağının şimdiden belirginleşmesi.

2-Ortadoğu'da İran'ın yükselme eğilimi gösteren ağırlığını dengeleyecek yeni dengeler kurma çabaları.

3-ABD ile Türkiye'nin son görüşmeler ışığında Suriye meselesiyle alakalı yaptığı görüşmeler ve bu görüşme sonrası alınan IŞİD'e karşı etkin mücadele ve İncirlik'in kullanılması ile ilgili yeni kararlar.

4-Suriye'de güvenli bölge kurma arayışlarının hız kazanması ve TSK'nın sınır hattına yaptığı yeni takviyeler.

5-IŞİD'in Irak ve Suriye dışındaki kimi ülkelerde saldırılarını artırması.

6-En önemlisi, Türkiye'de yeni hükümet kurmaya yönelik olarak koalisyon oluşturma çabalarının başlamış olması.

İşte bu konular Türkiye'nin neden terör saldırılarının hedef seçilmiş olabileceğinin öne çıkan başlıklarıdır.

Şüphe yok ki mevcut paradigmayla her geçen gün Ortadoğu bataklığına biraz daha sürükleniyoruz.

Bunun neticesinde Türkiye sahada bizzat ve etkin olarak kendisini gösterme mecburiyetini kendisinde görecek mi yada başka bir ifadeyle böylesi bir seçeneğe mecbur bırakılacak mı?

Henüz belli değil ama bu zor duruma mecbur kalmadan da yapılabilecek pek çok seçenek hala mevcuttur.

Ve son olarak, IŞİD ile PKK'nın aslında Ortadoğu'yu parçalara ayırmak isteyen bir "bıçağın iki yüzü" olduğu gerçeği akıllardan asla çıkarılmayarak, bu terör örgütlerinden ziyade bölgede hangi ülkelerin neyi planladıklarına odaklanmak daha sağlıklı olacaktır.

O yüzden bıçağa odaklanıldığı kadar, o bıçağı kimin yada kimlerin tuttuğunun farkında olmak gerekiyor.

Makaleyi Hemen Yorumla