ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
"HUKUK ÇALIŞTIRILMALI" / Bahadır Çoban 522 okunma - 6 Ağustos 2015

AKP'nin PKK ile el sıkıştığı sözde çatışmasızlık sürecinden önce terör faaliyetleri belli şehirlerde yoğunlaşmıştı.

Oysa son 1 ayda gerçekleşen saldırılara baktığımızda Erzurum, Kars, Ağrı, Urfa, Muş, Mardin, Osmaniye, Adana gibi şehirlerde teröristlerin güle oynaya saldırı düzenlediğini görüyoruz.

Bu ne anlama geliyor?

Demek ki AKP "Teröristler silah bırakıyor" tekerlemesiyle Türk milletini oyalarken PKK nüfuz sahibi olmadığı illerimizde temellenmiş ve güçlenmiştir.

Demek ki "Ne istediler de vermedik" sözüyle kastedilen "verilmişler" arasında teröristlerin altyapı sağlamakta güçlük çektiği şehirlerimiz de varmış.

Demek ki PKK'nın dallanıp budaklanmasının fikri ve zımni destekçisi AKP olmuştur.

Biz "Abdullah Öcalan bebek katili bir Ermeni çetecisidir" derken AKP'li Beşir Atalay "Beğenseniz de beğenmeseniz de Abdullah Öcalan Kürtlerin lideridir" demiyor muydu?

Biz "PKK, Ermeni terör örgütü ASALA'nın devamıdır." derken AKP'nin besleme yazarları "PKK bir terör örgütü değildir" diyerek PKK seviciliği yapmıyor muydu?

Biz "PKK Kürt vatandaşlarımızın temsilcisi olamaz" derken AKP türetmesi, Apo'cu Akil Kadir İnanır "PKK bir Kürt partisidir" dememiş miydi?

O halde bütün bu süreçleri göz önüne aldığımızda ortaya şöyle bir tablo çıkıyor.

2002'de iktidara gelen AKP beli kırılmış PKK'nın yeniden ayaklanmasına sistematik bir biçimde yardımcı olmuş, PKK'lı teröristleri ve teröristbaşı Abdullah Öcalan'ı Kürt vatandaşlarımızın temsilcisi olarak muhatap almıştır.

Bu muhataplığın sonucu "Türk Devleti PKK ile değil Kürt vatandaşlarımızla savaşmaktadır" gibi sakat bir düşünceyi doğurmuştur.

Çünkü sen eli kanlı teröristleri barış havarisi gibi takdim edip belirli bir zümrenin hürriyet temsilcisi olarak kabul ettiğinde teröristle mücadeleye kalkışırsan o halk zümresiyle mücadele etmiş sayılırsın.

Bunun iç politika literatüründeki karşılığı ise "İç Savaş"tır.

AKP iktidarı PKK'lı teröristler ve Kürt vatandaşlarımız arasında illiyet bağı kurarak zeminini kendi yarattığı iç savaş çıkmazında Türk devletini tutsak haline getirmiştir.

Peki, çözüm nedir?

Çözüm çok basittir. 

Çözüm PKK'nın ve HDP'nin Kürt vatandaşlarımızın temsilcisi olmadığını, olamayacağını anlatmaktır.

Çözüm bu zamana kadar tespitlerinde hiç ıskalamayan Bilge Lider Devlet Bahçeli'nin siyasi öngörülerine kulak vermektir.

Sayın Bahçeli'nin bu hususta söylediği  "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı teröristlere övgüler düzen, şehitlerimizin kanına giren çürümüşleri kınamaktan dahi imtina eden ve terörle arasına mesafe koyamayan Kandil <http://www.milliyet.com.tr/kandil/> siyasetçileri hakkında hemen devreye girmeli, hukuku çalıştırmalıdır. " sözleri ciddiye alınmalı ve vatansever yargı mensupları bu çağrıyı milli bir görev addederek uygulamalıdır. 

PKK/HDP Kürt vatandaşlarımızın temsilcisi sıfatından mahrum edilmeli ve bağımsız Türk yargısı önünde hesaba çekilmelidir.

Aksi halde "Taleplerim gerçekleşmezse 500 bin kişiyle halk savaşı olur" tehdidini yapan İmralı canisi emellerine bir adım daha yaklaşmış olacaktır.

Makaleyi Hemen Yorumla