ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
TAYYİP ERDOĞAN'IN ÇİFTLİĞİ / Bahadır Çoban 617 okunma - 19 Ağustos 2015

Mahalle muhtarının mahkeme kurup sizi yargıladığını düşünün.

Veya belediye başkanının ne giyip giymeyeceğiniz hakkında yasa çıkardığını…

Tepkiniz ne olurdu?

Herhalde durumu kabul etmez, hakkınızı hukuk içerisinde aramak için belki de suç duyurusunda bulunurdunuz.

Çünkü hukuk devleti içerisinde hiçbir kurum veya kişi anayasanın çizdiği sınırları keyfine göre ihlal edemez. 

Lakin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan anayasanın kendisine çizdiği meşru sınırları ısrarla ihlal ediyor, tarafsızlık üzerine ettiği yemini tarafgirlikle feshediyor.

Bahanesi "Halk tarafından seçilmiş bir Cumhurbaşkanı" olmak.

Halk tarafından seçilmek hukukun tanıdığı meşru sınırlarda keyfi esneklik sağlıyorsa; muhtar veya belediye başkanı neden bu haktan yoksun? Zira onlar da halk tarafından seçilerek iş başına gelirler.

Onlara tanınmayan bu hak Cumhurbaşkanına neden tanınıyor?

Erdoğan diyor ki: "İster kabul edilsin ister edilmesin, Türkiye'nin yönetim sistemi bu anlamda değişmiştir. Şimdi yapılması gereken bu fiili durumun hukuki çerçevesinin yeni bir Anayasa ile netleştirilmesi, kesinleştirilmesidir."

Bunun Türkçesi "Ben bu anayasayı tanımam. Keyfime hitap eden bir anayasa hazırlayın." demektir. 

Oysa bir anayasa varsa herkes tarafından kabulü zorunludur. Aksini iddia eden, anayasal düzeni bozmaya çalışır ki bu da alenen işlenen bir suçtur.

Türkiye zaten 13 yıldır tek bir kişinin, Recep Tayyip Erdoğan'ın çiftliği gibi yönetilmektedir.

13 yılda hafızalarda iz bırakan bütün olayların başrol oyuncusu hep Tayyip Erdoğan olmuştur.

***

ABD'nin Türkiye üzerinden Irak'ı işgalini sağlayacak 1 Mart Tezkeresinin meclisten geçmesini isteyen oydu. 

"Bu ülkede Kürt sorunu vardır" sözleriyle Kürt açılımını başlattı. Kendi başlattığı süreci inkâr eden yine kendisi oldu. Neyin sorun olup olmayacağına o karar veriyordu.

Türkiye'yi ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'ne eşbaşkan yapmış, göğsünü gere gere eşbaşkanlık nutukları atıyordu.

Cemaat yapılanmasını devletin en mahremine o bulaştırdı. Sonra çıkıp "Ne istediler de vermedik" dedi.

Kardeşim dediği, birlikte ailece tatile çıktığı Beşar Esad sonraları "Zalim Esed" diye anılır oldu. Türkiye'nin dostunu da düşmanını da o belirliyordu.

Gezi Parkı Eylemlerinin önü alınamaz bir hale gelmesinin müsebbibi kendisiydi. Çünkü çevresindekilerin itidal çağrısına rağmen eylemlerin sert bir şekilde bastırılmasından taraftı.

Öğrenci evlerine bile müdahil oluyor, kimin kiminle kaldığını denetlemeye çalışıyordu.

Televizyonlarda ne izleyeceğimize, gazetelerde kimi okuyacağımıza o karar veriyordu. Hoşuna gitmeyen TV altyazılarını talimatla değiştiriyor, gazetecileri telkinle işten attırıyordu.

Millet açlık sınırının altında yaşam mücadelesi verirken Kaçak Saray'ı inşa ettirdi. Başkanlık sistemini bir tek o istiyordu.

Ve şimdi Türkiye yeniden seçime gidiyor.  Çünkü hükümet kurma çalışmaları sonuçsuz kaldı. 

Niye?

O öyle istiyor diye.

Hala çıkıp "Kabul etseniz de etmeseniz de" diyor. Tamam, kabul ediyorum: Sistem değişsin. Lakin anayasal sisteme geçilsin.

 Zira 13 yıldır Tayyip Erdoğan'ın çiftlik kurallarıyla yönetiliyoruz.

Makaleyi Hemen Yorumla