ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
AKDENİZİN SULARI KARADENİZ'İ ISITMAYA BAŞLADI / İsmail Özdemir 516 okunma - 11 Eylül 2015

Hareketli olan bölge sadece Ortadoğu değil.

Ancak şurası bir gerçek ki Suriye üzerinden, küresel güç rekabeti de günden güne kızışıyor.

Biz ülke olarak PKK'nın başlattığı eylemlerle mücadele ederken, öbür yandan Suudilerin başını çektiği Körfez ülkeleri Yemen'deki Husilere yönelik saldırılarını yoğunlaştırmış durumda.

İran ise bir yandan Irak, diğer yandan Suriye derken, Yemen üzerinde de son derece ciddi hareketlenmelerde bulunuyor.

PKK'nın eylemlerini artırmış olmasını İran'ın ABD ile vardığı nükleer anlaşmanın hemen akabinde yaşanmaya başlamış olmasına bağlayanların yorumları da yine ağırlıklı olarak bu noktayı referans alıyor.

Yani İran'ın bölgesel etkinliğini artırma eğiliminde olması ve bunun için PKK'yı Türkiye'yi oyalamak adına yeniden harekete geçirmiş olmasıyla.

Hoş, aynı PKK'nın yıllardır ABD tarafından korunup, kollandığı da bilinen bir gerçek. Kaldı ki Suriye'de ABD'nin açıkça "sahadaki müttefik" olarak gördüğünü ifade ettiği PKK-PYD gerçeği hepimizin karşısında bulunuyor!

Sanki örtülü bir üçüncü dünya savaşı yaşıyor hali içerisinde dünya koskoca bir kaos girdabının içerisinde bulunuyor.

Şimdilik terör örgütleri üzerinden "vekâlet savaşı" formatında çatışmalar sürse de, olayların gelişim seyrine bakarak bir üst aşamada nelerle karşılaşılabileceği sorusunun cevabı gayet açık bir şekilde kendi kendisini ele veriyor.

Ortadoğu'dan başlayan bu yeni savaş dalgası etkisini daha çok masum insanlar üzerinde gösterirken, siyasi, ekonomik ve askeri tesirlerini ise günden güne yeni alanlara doğru kaydırmaya başladı.

Şüphesiz ki yayılan bu dalganın merkez üssü olarak Suriye ön plana çıkıyor.

Ve şimdi Suriye krizi yeni bir döneme daha kapı aralamanın arifesindeymiş izlenimini veriyor.

Nitekim Rusya'nın, Esad rejimine verdiği desteği bir üst aşamaya çıkararak, yeni nesil silah ve savaş araçlarının yanı sıra, Suriye'nin sahil şeridinde bulunan Lazkiye'ye ilave askeri birlikler konuşlandıracağı haberi bunun bir göstergesi.

* * *

Lazkiye hem Rusya hem de Esad açısından son derece önemli bir şehir.

Zira Rusya'nın Akdeniz'deki tek askeri üssü burada bulunuyor, diğer yandan Esad içinse, iç savaşın yaşandığı ülkede kendisine gelen dış yardımın alındığı açık bir kapı olma anlamını taşımakla beraber, rejimin her anlamdaki merkezi olma vasfını da bünyesinde barındırıyor.

Rusya'nın buraya ilave asker takviye etmesi ve bunun için askerlerin barınmasına yönelik yeni yerleşim alanları inşa etmeye başlaması ABD başta olmak üzere pek çok ülkenin tepkisini çekmiş durumda.

Rusya'nın bölgedeki ağırlığı bu sebeple artacağından ABD'nin bölgesel hesaplarına dayalı yürüttüğü politikaya darbe vurabilir endişesi bugünlerde okyanus ötesinde sıklıkla tartışılan öncelikli gündem maddesidir.

Anlaşılan o ki Rusya buraya yapacağı yeni yığınağı mümkün olan en hızlı süre içerisinde ve yoğunlukta bitirmek istiyor.

Nitekim bu takviye için hava yolunu tercih etmesinin genel anlamı bu sonucu doğuruyor.

ABD'nin talebiyle Bulgaristan, Rusya'ya ait olan askeri uçaklara hava sahasını kapattı, ancak benzer bir talebin iletildiği Yunanistan ise şimdilik Rus askeri uçaklarının hava sahasından geçeceğine izin verdiğini duyurdu.

Böylesi bir zamanda Rusya'nın neden Akdeniz'deki üssüne bu derecede takviye yapma ihtiyacı hissettiği sorusu da önem taşıyor.

Burada da karşımıza iki temel durum çıkıyor.

Birincisi Rusya, ABD'nin Türkiye ile IŞİD meselesi üzerinden anlaşmaya vararak Türk topraklarındaki üsleri kullanma izni almasıyla, Suriye üzerinde geçmişe göre daha fazla ağırlık kuracağının farkında. Dolayısıyla Suriye üzerinde kendi tarafı olduğu yerin elini güçlendirebilmek, yeniden dengeyi tesis edebilmek adına yeni askerler ve Esad'a da askeri yardımlar ulaştırmaya çalışıyor.

İkinci durum ise Akdeniz'de her geçen gün keşfedilen yeni petrol ve doğalgaz yataklarının varlığıdır. Bunun son örneğini Mısır'ın, İtalyan enerji firması ENI aracılığı ile kendi ekonomik bölgesinde bulduğu zengin doğalgaz yataklarının haberi ile görmüş bulunuyoruz. Muhtemeldir ki yakın zamanda Akdeniz'in pek çok yerinde yeni kaynakların bulunduğu haberlerini sıklıkla işiteceğiz ki bunlar arasında Türkiye'de olabilir.

* * *

Sonuç itibarıyla Rusya kendi topraklarından elde ettiği ve Avrupa pazarında sunduğu enerji koridorlarının önemini kaybetmesini istemiyor ve Akdeniz'deki varlığını artırarak bu anlamdaki alerjisini bir bakıma göstermiş oluyor.

Genel olarak söylemek gerekirse, bölgede artan sadece çatışmalar değil aynı zamanda Akdeniz'deki hareketliliklerdir.

Bu durum Türkiye açısından hiç olmadığı kadar güvenlik risklerini beraberinde doğuyor. 

Sınırlarımız içerisinde terör şiddetini artmış ve hala çatışma derinliklerinin nereye kadar uzanabileceği muammayken, sınırlarımızın yanı başında dost gördüklerimiz de, düşman bildiklerimiz de kesin biçimde bizim karşımızda olan terör gruplarıyla hareket etmekten geri durmuyor.

Buna bir de denizlerdeki rekabet eklenince karşınıza çıkan tablo Türkiye açısından hiç olmadığı kadar hassas bir döneme girildiğinin işaretini veriyor.

Dolayısıyla tam da burada akıllara bir başka soru takılmadan edemiyor: Acaba gerçekte ısınan Akdeniz'in mi yoksa Karadeniz'in suları mı?

Yoksa Akdeniz çoktan Karadeniz'i ısıtmaya mı başladı?

Aklı başında herkes bu işin bir adım sonrasında varacağı yerin Karadeniz'in serin suları olduğunu görüyordur.

Türkiye'yi yönetenler bunun ne derece farkındalar?

Yada bu yeni ortama ne derecede hazırlıklılar?

NATO'nun oluşturduğu eylem planı haricinde, Türkiye'nin böylesi dönemde bölgesel ve küresel gelişmelere dayalı kendi milli politikaları nelerdir?

Denizlerin önemi günden güne artarken, Türkiye bu koşullara uygun stratejiye sahip midir?

Yıllardır PKK'nın oltasına takılıp, sözde çözüm süreci diyerek bugün milli güvenliği zafiyete uğratanlar, yarın Türkiye'ye ne gibi belaların gelmesine sebep olabilir dersiniz?

Türkiye'nin elini kıytırık bir PKK karşısında zayıflatan AKP böylesi yeni durumda memleketi sıkıntıya sokacak haddinden fazla yanlışın altına imza atmayı sürdürür.

Bunun için Türkiye'yi güvenli limana ulaştıracak ve milli iradeyi esas alan yeni bir iktidara milletin yetki vermesi elzemdir.

Makaleyi Hemen Yorumla