ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
SURİYE KRİZİNİN DURUMU VE TÜRKİYE'NİN AVRUPA'DAN YEDİĞİ KAZIK / İsmail Özdemir 420 okunma - 09 Kasım 2015

Suriye'de yaşanan iç savaşın boyutu, karışıklıkların başladığı zamandan bugünlere kadar vahim bir hal aldı.

Bugün sadece IŞİD, PKK-PYD, El Nusra, Ahrar'uş Şam, Fetih Ordusu, Özgür Suriye Ordusu yada Hizbullah gibi isimleri sıkça duysak da aslında Suriye'de var olduğu ifade edilen terör gruplarının sayısının 1000'in üzerinde olduğu ifade ediliyor.

Bu rakama kendilerini korumak için tedbir alan ve yaşam mücadelesi veren Türkmen kuvvetlerin dahil olup olmadığı belli değil.

Ancak her açıdan sarsıcı ve bir o kadar da yıkıcı etkiyle Suriye'de 21. Yüz yılın gördüğü en büyük savaş yaşandı ve hala da yaşanıyor diyebiliriz.

Savaşın boyutu öyle düzeylere ulaştı ki artık sadece rejim ve muhalifler yada ülkeler arasındaki güç mücadelesi çerçevesinde ortaya çıkan vekalet savaşı konseptinin de aşılmaya başladığını görüyoruz.

Özellikle Batılı koalisyon ülkelerinin ardından, bizzat Suriye'ye savaş uçakları ve asker gönderip operasyonlara başlayan Rusya'nın ve yine Suriye'de sahada aktif bir şekilde üst düzey askeri isimler bulunduran İran'ın girişimlerinden sonra.

Her ne kadar Türkiye, ABD, Rusya, S. Arabistan, İran gibi ülkelerin Suriye'deki soruna çözüm bulmak için diplomatik çabalar girişimlerde bulunduğu görülse de çözümün ne zaman ve nasıl sağlanabileceği konusu hala kesinlik kazanabilmiş değildir.

Konuşulan çok konu var ancak üzerinde bırakın uzlaşmayı, şuana kadar yakınlaşılan herhangi bir konu neredeyse yok gibi.

Bu durum akıllara Suriye'de gerçekte olanın Esad'ı yada muhalifleri savunmaktan, insani yaklaşımlarla iç savaşı bitirmekten öte bazı durumlar olduğu gerçeğini her hali ile ortaya koyuyor.

Belli ki Suriye üzerinde dahili bulunan ülkeler henüz "çıkar hesapları" konusunda anlaşabilmiş değiller. Bu çıkar hesaplarının en başında ise enerji geliyor.

* * *

Suriye'nin Doğu Akdeniz'de önemli mesafede kıyısının bulunması, S. Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar'ın petrol ve doğalgazını Suriye üzerinden geçecek güzergâhla Türkiye'ye ulaştırılarak oradan da Avrupa'ya taşıma projeleri masada bir tarafın elinde duranların hesabı.

Diğer tarafta ise yine benzer çıkar hesabı var. Doğu Akdeniz sahilleri öncelikte. Ancak İran'dan çıkacak petrol ve doğalgazın Irak (Kerkük) üzerindeki hatla birleşip, oradan Suriye'nin Lazkiye kıyısında bulunan ve bugün Rusların himayesinde olan Suriye'nin Banyas Limanı'na uzatılması projesinin hayata geçirilmesi fikri var.

Hangi hattın hayata geçeceği sorusu doğal olarak sadece Suriye'nin değil, bölgenin kaderinin nasıl şekilleneceğine, dahası sınırların yada rejimlerin nasıl tanzim edilebileceğine bağlı.

İşte herkes elindeki kartı Suriye ile ilgili olarak bu şekilde saklı tutuyor ve oyunu da yine bu çıkar hesaplarına uygun olarak, kendi menfaati çerçevesinde yönlendirmeye çalışıyor.

Yaklaşık 48 trilyon metreküplük bilinen doğalgaz rezervi olan ve rezerv ömrü bugünkü hesaplamalarla 50 yıl civarında kalan Rusya'nın, toplamda 81 trilyon metreküplük doğalgaz rezervine ve yine bugünkü koşullarda yaklaşık olarak 150 yıllık rezerv ömrüne sahip Ortadoğu'ya böylesine hızlı ve aktif bir şekilde giriş yapmış olması kimseyi şaşırtmamalıdır.

Duruma bu açıdan bakıldığında Avrupa da, Rusya da, ABD de, İran da ve Türkiye de doğal olarak 50, belki de 100 yıllık hesaplamalarla hamlelerini yapmaya çalışıyor.

Günümüzde sanayi ve sosyal yaşam için birincil derecede önemli olan enerji için her ülke tıpkı bir önceki dünya savaşlarında olduğu gibi savaşı dahi göze alabilmişken ve yine her koşula karşı kendisini hazırlama gayretinde duruyorken, sanırım meselenin ne derecede ciddi olduğunu anlamak zor olmasa gerek.

* * *

Ancak sayfanın bir yüzünde bu gerçekler varken, diğer yüzünde ise bambaşka gerçeklikler var. 

Bunların başında Suriye krizinin yaratmış olduğu terör dalgasının bugün artık dünyanın neredeyse her bölgesini etkileyebilme potansiyeline sahip olduğudur.

Fransa'nın başkentinde bir karikatür dergisine yapılan silahlı terör baskını bunun ilk işareti olmuştu.

Türkiye'de kaybolan sınırlar nedeniyle farklı zamanlarda çok sayıda bombalı terör eylemleri gerçekleştirildi, hepimiz buna bizzat şahitlik ettik.

İngiltere MI5 iç istihbarat teşkilatının Başkanı Andrew Parker, 29 Ekim günü IŞİD'in İngiltere'yi hedef alan 6 saldırısının önlendiğini belirterek, 32 yıllık kariyerinde bu denli bir tehlikeyle karşılaşmadığını söylerken, durumun küresel düzeyde ne derecede vahim olduğunu kendi çerçevesinde izah etmeye çalıştı.

Mısır'da geçen hafta düşen ve terör saldırısı şüphesi gittikçe artan yolcu uçağında ölen 224 Rusya vatandaşı yine aynı terör dalgasının bir sonucu.

Kaldı ki dünyanın geri kalanı için tehdit yoğun bir şekilde devam ediyor.

Bu elde var olan ilk sorun.

Diğer bir sorun ise iç savaşın Suriye'de yaratmış olduğu insani durumdur.

En dokunaklı, üzerinde en çok durulması gereken ama en çok ihmal edilen, herkesin bu anlamda kaçak güreştiği asıl alan ne yazık ki burada saklı.

BM verilerine göre Suriye içerisinde yaklaşık olarak 7,6 milyon kişi yerlerinden olmuş ve bunların 4,5 milyon civarındaki kısmı kendi ülkelerini terk ederek mülteci konumuna düşmüştür.

Türkiye Suriyelileri sığınmacı olarak kabul etmiştir ve bugün 4,5 milyon kişinin resmi ağızlardan telaffuz edilen bilgilere göre yaklaşık olarak 2 milyon 200 bini ülkemizde bulunmaktadır.

* * *

Son açıklanan rakamlara göre sadece 2015 yılı içerisinde Suriye'den Avrupa ülkelerine 700 bin kişi giriş yapmıştır. İşte Avrupa bugünlerde, yine bu sebepten kendisini diken üzerinde hissediyor.

Artan terör tehdidine birde kendince kontrol edilemeyecek boyuta ulaşmaya başlayan Suriyeli mülteciler için çözüm bulmaya çalışıyor.

18 Ekim'de ülkemizi ziyaret eden Almanya Başbakanı Angela Merkel, ağırlıklı olarak Suriyeli mülteci sorunu görüşmek için geldi ve Türkiye'ye müthiş bir kazık atarak geri döndü.

Kazık diyorum çünkü 2014 yılında yürürlülüğe giren AB ve Türkiye arasındaki Geri Kabul Anlaşması hükümleri gereğince Avrupa, kendi bünyesinde bulunan ne kadar Suriyeli varsa, bunları Türkiye'nin almasının mecburi olduğunu söylüyor.

Zira Geri Kabul Anlaşması hükümleri gereğince Türkiye, AB'ye kendi toprakları üzerinden geçen mültecileri tekrar kendi topraklarına geri almak zorunda! BM verilerine göre sadece 2015 yılında Türkiye üzerinden Avrupa'ya geçtiği tespit edilen kişi sayısı 562 bin 355!

Yani ülkemizdeki 2 milyon 200 bin Suriyeliye ilave olarak sırf Avrupa rahat etsin, güvenliği bozulmasın diye Türkiye'nin huzur ve güvenliğini riske atarak ilave olarak 562 bin 355 kişiyi daha ülkemize alacağız!

AKP'de buna birkaç ucuz karşı adım gereğince razı olmuş durumda.

3 milyar Euro, garantisi kesinlikle olmayan vize serbestliği ve bir de AB zirvesinde liderler poz verirken Erdoğan'ın da o poz karesinde bulunmak karşılığında Türkiye Avrupa'nın tampon bölgesi olacak!

Başında bize kayıplar yaşatan Suriye politikası ve yansımalarını dikkate aldığınızda AKP'nin beceriksizliğinin işin sonucunda da Türkiye'ye ağır bedeller ödeteceği gerçeği işte bu haliyle karşımıza çıkıyor.

Makaleyi Hemen Yorumla