ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
PARTİ İÇİ MUHALEFET / Kadir Yıldız 755 okunma - 15 Aralık 2015

Muhalefet demokrasinin olmazsa olmazıdır. Yanlışların düzeltilmesi ve noksanlıkların giderilmesindeki en önemli kontrol aracıdır. Bu açıdan bakıldığında siyasi partilerde de "parti içi muhalefet" büyük bir ehemmiyet taşır. Muhalefet etmenin en önemli unsuru ise yapılan eleştirilerin tutarlılık içermesidir.

Bu açıdan eleştiri iki başlık altında incelenmelidir. Bunlardan ilki olan "yapıcı eleştiri" bir kurumu güçlendirirken, ikincisi olan "yıkıcı eleştiri" ise gelişiminin önündeki en büyük engeldir. Yapıcı eleştiriler "şunlar, şu şekilde yapılırsa daha iyi olacağı kanaatindeyim. Sizler nasıl değerlendirsiniz?" şeklinde başlayan cümlelerden oluşur. Yıkıcı eleştiriler ise muhtevasında öneri ve çözüm barındırmadığı için; hakaret ve tehdit içeren cümlelerle başlar. Birinci eleştiri yolu katma değer sağlamak amacı taşırken, ikicisi ise sadece zarar vermek maksatlıdır.

Örneklendirecek olursak; partimizin oy oranının artması için seçmen çemberimizi genişletmemiz ve farklı siyasi partilerde siyaset yapmış ama Türk milliyetçiliği çizgisinde buluşmuş insanların MHP'den aday gösterilmesi önerisi bir zaman sonra "o kadar ülkücü varken DYP'den, ANAP'tan gelen isimleri neden aday gösterdiniz" şeklinde bir eleştiriye dönüşmüştür. İşin en garip tarafı ise bir gün bu siyasileri tekrar milletvekili adayı göstermediğinizde "niye aday yapmadınız?" şeklindeki eleştirilerle karşılaşmanızdır. Eleştiride tutarlılık dediğimiz nokta tam da burasıdır. Yıkıcı eleştiri sahiplerinin yarattığı bir atmosfer ile de MHP'nin 47 yıllık mazisinden uzak isimler MHP Genel Başkanlığı gibi ulvi bir makama layık görülmeye başlanmıştır. Bu yaklaşımlar ile ulaşılmak istenen ise ülkücü irade üzerinde ideolojik travma oluşmasını sağlamaktır.

Evet, parti içi demokrasi önemlidir ama bağımsızlık daha da önemlidir. MHP'nin dış odaklı başka gruplar tarafından yönlendirilmesini önlemeye çalışmak demokrasiden önce gelir. Çünkü bağımsız olmayan hiç bir kurum kendi bünyesinde bir demokrasi oluşturamaz. Bu sebeptendir ki; Gazi Mustafa Kemal Atatürk de bağımsızlık kazanıldıktan sonra inkılâpları gerçekleştirmeye başlamıştır. Bugün MHP içerisinde yapılmak istenen; bağımsız yapısının sözde demokrasiyle ikame edildiği bir parti modeli yaratmaktır. Durumdan vazife çıkaran sözde yazar-çizer takımı da samimi ülkücüler üzerinde yönlendirme yaparak köşelerinde "gizli Melih Gökçek görüşmesi" veya "kapalı kapılar ardında Erdoğan'la görüştü" iftirasında bulunmaktadırlar. MHP'nin düzenli olarak gerçekleştirdiği olağan kurultaylar ülkücü iradenin ortaya koyulması açısından yeterli bir demokratik adımdır. Bu kurultaylarda ise MHP liderinin bugüne kadar Genel Başkan adaylarının olabildiğince fazla olması yönünde göstermiş olduğu gayrete de hepimiz şahidiz.

Üzülerek ifade ediyorum ki, "muhalefet" adı altında yıkıcı eleştiriyi meslek haline getirmiş bir gruba da sahip bir partiyiz. Bu grup öyle bir muhalif özelliği taşıyor ki, MHP %50 ile tek başına iktidara gelse bile "neden %100 alarak iktidara gelmedi" diye eleştiride bulunacak bir yapıya sahipler. Kendilerini sözde parti içi mulalefet olarak adlandıran bu grup samimi muhalif yolunu tutanları bile zan altında bırakmakta, hakaret boyutundaki söylemleri ile gelişimin önündeki en büyük engeli teşkil etmekte ve ülkücülerin kardeşlik hukukunu zedelemektedirler. Burada göz ardı edilen hususun, her ülkücünün eleştiride bulunurken bile ölçülü davranmak mecburiyetinde olduğudur. Ölçüsüzlüğün MHP'yi CHP'den farklı kılmayacağının herkes idrakinde olmalıdır.

Bir diğer husus da bugünlerde sıkça değinilen "dava adamlığı" hususudur. Bugün sosyal medya üzerinden alınan tıklama sayısılarına göre yapılan bir dava adamlığı tanımlaması vardır.  Birisine "dava adamı" demek için o kişinin ömrü boyunca davaya hizmet etmiş olması gerekmez mi? Bir kişi muhalif olabilir, yapıcı eleştirilerde bulunabilir ve başka partilerde "dava" arayışına girmemişse bu kişiye "dava adamıdır" denilebilir. Ama başka partilerde "dava" arayışına girip şimdilerde parti içi muhalifliğe soyunanlara "dava adamıdır" denilemez. Böyle tiplere sadece ve sadece "konjektürel hava adamı" tanımlaması yapılabilir. Diğer partilerde kapı kapı gezmiş, MHP'nin hak davasının sadece iyi günlerinde yanında olmuş, çilesinin bir ucundan tutmamış şahıslara dava adamlığı yakıştırması yapılamaz. Dava adamlığı herşeyden önce ölçü gerektiren bir tanımdır ve bunun ölçüsü de parti içi muhalefette yer alsa bile parti parti gezmemiş kişiler için kullanılacak bir tanımlamadır.  Parti içinde yapıcı eleştirileriyle muhalefette bulunan bir kişi bile bu davaya hizmet ediyor demektir. 

Mesela; AKP'li bir mafyanın gölgesinde MHP'ye saldıran kişiler ile kol kola gezmek dava adamlığı değildir.

Mesela; Kayınpeder kontejyanından vekil adayı yapılıp, seçim öncesi "MHP barajı aşamaz ama HDP kesinlikle aşar" söylemlerinde bulunmak dava adamlığı değildir.

Mesela; "Eskiden ülkücüydüm, şimdi demokratım" deyip yenilerde eskileri yaşamaya çalışmak dava adamlığı değildir.

Dava adamı olmanın bir ölçüsü vardır. Bunu ölçen bir elektronik cihaz yoktur ama yaklaşık 47 yıllık geçmiş bunun için yeterli bir ölçüdür. Bugünlerde dava adamlığını har vurup harman savurarak teşhisi doğru koymazsak, ülkücülerin arasına nifak sokmaya çalışanlara karşı refleksimizi yitiririz ve milliyetçi camia için de bunun faturası gelecekte çok ağır olur. Parti içi muhalefet yaparken bile bunun bir ölçüsü vardır. Eleştiriden eleştiriye fark olduğu gibi bu eleştiriyi yapandan yapana da fark vardır. Ülkücüler bu konularda son derece hassas olmalı ve MHP'nin mahremini sözde dava adamı olarak nitelenenlerin eline bırakıp ulu orta konuşulmasının bir ölçü olmadığını hatırlatması gerekir. Eğer yapıcı ve haklı eleştiriler yapılmak isteniyorsa bunun yeri o yuvanın merkezidir ve o merkezin de kapısı herkese açıktır. Aksi takdirde son durakları MHP olan ve geçmişinde turistik siyasi gezilerle ün yapan kişilerin ülkücüleri parçalara ayırma niyetlerine hız kazandırmaktan başka bir şey yapmamış oluruz. 

Şöyle bir faraziyede bulunalım. MHP olağanüstü kongre yaptı ve bu kongre sonucunda partinin Genel Başkanlığına siyasi turistliği ile ünlü ve ülkücü olmayan bir isim geçti. Bunun doğuracağı birinci sonuç, ülkücü iradenin ilkeli tutum ve davranışlarını konuşmak yerine eline borazanını alan herkesin olağanüstü kongre çağrısı yapmaya başlaması ve MHP'nin dinamizmini iç meselelere harcamaktan siyaset üretemeyecek noktaya gelecek olmasıdır. İkincisi ise partinin başına bir kere dahi olsa geçecek siyasi bir turist gelecek kurultaylara emsal olacak ve "ülkücü kökenden olmasa bile herhangi bir isim MHP'nin başına geçebilir" gibi bir anlayışın oluşmasına yol açacak. Bunun ileriki yıllarda yaratacağı atmosfer ise ideolojik kırılma ile beraber MHP gibi bir partinin liderlik makamının değersizleşmesine zemin hazırlayacaktır. Ülkücü olmayan birisinin MHP'nin başında bulunması da ülkücülerin ülkücü çizgide temsil edilemeyeceğini gösterir. Bu durum da MHP'yi MHP yapan değerlerin yok olması anlamına gelir. Yani MHP'yi diğer partilerden farklı kılan bir özelliğin kalmamasına yol açar. O halde ülkücülerin partisi de MHP değil, diğer partilerin hepsi olabilir. Tekraren ifade etmek gerekir ki, başka siyasi partilerde bulunup daha sonra MHP'de siyaset yapmak, bu kişilerin MHP'nin Genel başkanı olabileceği anlamı taşımaz. Bu makam sadece ve sadece 47 yılın yükünü omuzlayabilen, ülkücü çizgiden sapmamış ve hayatında ideolojik kırılma yaşamamış insanların bulunabileceği bir makamdır. 

Bu açıdan tesis edilmesi ve korunması gereken nokta milliyetçi gelecek arzusu ve inşaasıdır. Milliyetçi gelecek ise milliyetçi-ülkücü camianın birliğinden ve dirliğinden geçer. Eğer ki amacımız doğrulardan sapmadan ve davamızdan ödün vermeden büyümekse bunu sağlamanın yolu parti içi muhalefette ölçülü olmak ve dışarıya bağımlı olmayan bir politik çizgiyi korumaktır. 

Bugünlerde birliğimizi bozmak isteyenlere ve siyasi partilerde kapı kapı gezip daha sonra da MHP bünyesinde "parti içi muhalefet" adı altında "dava adamlığı" taslayanlara inat "biz buradayız" demenin vaktidir!

Makaleyi Hemen Yorumla