ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
BİZİM AİLE / Kadir Yıldız 535 okunma - 18 Aralık 2015

Evine helal ekmek götürmek için gecesini gündüzüne katardı. Çocuklarının boğazından haram lokma geçmemesi için didinir, her türlü zorluğa göğüs gererdi. 

***

Geniş bir ailesi vardı ve onlara bakmakla yükümlüydü. Ailesine sürekli nasihatlerde bulunur, mutluluklarının onurlu bir yaşamdan geçtiğinden bahseder, "Şeref bizim için göğsümüzde gururla taşıcağımız bir madalya, şahsiyet ise aile bağlarımızın vazgeçilmez köprüsüdür" derdi.

***

Mahallede herkesin gıptayla baktığı bir ailediydi. Bu köklü aile nesiller boyu memlekete tertemiz bireyler kazandırmıştı. Öyle bir aileydi ki, mahalleye çıktıklarında parmakla gösterilirlerdi.

Kıt kanaat geçinirlerdi ama şahsiyetleri onların en büyük zenginlikleriydi...

***

Zaman zaman evin ahalileri "Baba biz neden diğerleri gibi zengin değiliz?" diye sorarlar, Baba da, "Biz helalin peşindeyiz, tek zenginliğimiz şahsiyetimizdir. Bir gün zengin olursak bile bunu helal yoldan yapmalıyız" derdi. Bu duruş, onlara atadan gelen bir gelenekti. Baba da evlatlarına bu geleneği yaşatmanın derdindeydi. 

***

Mahalle eşrafından kimisi, "Enayilere bak bunların dedeleri de böyledi, ellerinde fırsat var hala helal diye tutturarak zenginliği ellerinin tersiyle itiyorlar" diyerek dedikodu yaparlardı.

Baba tüm bu sözlere kulaklarını tıkar, evlatlarına; "Biz onlardan daha zengin bir aileyiz. Sadece paramız yok. Ama onlarda da bizde olan şahsiyet yok" diyerek telkinde bulunurdu. Evlatları da babalarının sözlerini dikkatle dinler kulaklarına küpe yaparlardı.

***

Baba, her fırsatta ev ahalisine "Biz köklü bir aileyiz. Şimdiye kadar sülalemize leke sürdürmedik, bundan sonrada sürdürmeyiz. Bu niyette olan herkese de bu evin kapısı ardına kadar açıktır" der, misafirperverlikte kusur etmezdi. 

***

Her geçen gün eve gelen misafir sayısı artıyor, aynı sofra paylaşılıyor, aynı tastan su içiliyordu. Ne bulurlarsa beraber paylaşıyorlar, sevgi ve merhameti kimseden esirgemiyorlardı. Gelen misafirlerin içinden bu evi mesken tutanlar bile oluyordu. Baba da bu durumdan oldukça hoşnut oluyor, sevilen bir aile olmanın gururunu böyle yaşıyordu.

***

Gel zaman git zaman o misafirlerden bazıları evden çıkmaz oldu. 

***

Baba ise artık onlara misafir gözüyle bakmıyor ve ev ahalisinden biri olarak kabul ediyordu. Baba, evlatlarının bu insanlarla kaynaşmasından büyük bir haz duyuyordu. Ev ahalisi bu misafirlere oldukça itibar ediyor ve sözlerine güven duyuyordu. Onlardan kötülük geleceğini beklemek bile onlar için ayıptı. 

***

Bir gün misafirlerden biri, "Bu mahallede zengin hayat sürmesi gereken aileler içindesiniz ama neden sefalet çekiyorsunuz?" diye sorar. Ev ahalisinin yaşça en büyük olan bireyi "Babam, 'Biz helalin peşindeyiz, tek zenginliğimiz şahsiyetimizdir. Bir gün zengin olursak bile bunu helal yoldan yapmalıyız' der" diyerek cevap verir.

***

Misafir, "Ama herkes zengin olmak ister, olunda nasıl olursanız olun. Önemli olan nasıl zengin olduğunuz değil, zengin olup olmadığınızdır" der. Ev ahalisinin yaşça en büyük olan bireyi, "O zaman zengin olmamızın bir anlamı olmazki. Babam, bize dedemizden bize miras kalan en büyük zenginliğin "şahsiyet" olduğunu söyler. Köklü bir aile olarak kalmamızı da buna borçluyuz" diyerek cevap verir.

***

Misafir, "Köklü aile olmanız zengin olmanızdan daha önemli değil. Köklü aile olmak size para getirmiyor ki. İlk önce zengin olmanın tadını çıkarın, sonra o para size zaten şahsiyeti getirir" der. Ev ahalisinin diğer bireyi, "Biz şahsiyetimizi koruyarak helal yollardan zengin olup memleketimize faydalı olmak istiyoruz. Memleketimizi unutup şahsiyetsiz davranışlar sergileyerek zengin olmak istemiyoruz. Eğer memleketimizi, toprağımızı unutursak bizi köklü kılan aile geleneklerimize hakaret etmiş oluruz. Bizi büyük bir aile kılan bağları koparırsak, ortada ne ailemiz kalır ne de kökümüz" diyerek yanıt verir.

Bu sohbet aile ve misafirler arasında günlerce sürer. Ev ahalisi bu durumdan rahatsız olmaya başlar ama misafirlere belli etmeden misafirperverliklerini güzel bir şekilde göstermeye devam eder.

***

Baba, ev ahalisiyle yaptığı sohbetlerde iyi gitmeyen bir durumun olduğunu hisseder. 

***

Misafirler ve ev ahalisi arasında günlerce süren bu diyalog sonunda nihayete erer ve bir gün ev ahalisinin anlam veremediği bir şekilde misafirler evlerine uğramaz olur. Baba ise bu durum karşısında "Biz gidene gel, gelene git demeyiz. Bizim soframızdan isteyen herkes nasibini alır, istemeyen de kendisi bilir" diyerek ev ahalisini teskin etmeye çalışır.

***

Günler sonra misafirlerin niye gelmediği gün yüzüne çıkmaya başlar.

***

Mahalle aralarında, "Onlar zengin olmayı reddediyor. Neymiş efendim şahsiyetli bir hayat sürmelilermiş falan filan. Bırakın birazda siz yolunuzu bulun canım enayimisiniz" dedikoduları çıkar. Baba bu duruma oldukça kızar ve mahallede kendilerini bu yüzden enayi gibi görenlere karşı "Bizim aile bağlarımızı zedeleyemezsiniz. Bu köklü aileye çirkef atamazsınız. Evlatlarımın aklını çelmeye kalkmayın" diyerek çıkışır.

***

Bunun üzerine mahalledeki davranışlarıyla parmakla gösterilen bu aile bir anda mahallenin tepkisini almaya başlar. Sürekli bu evde vakit geçirmiş misafirlerin sözleri mahalle tarafından itibar görmeye başlayarak bu köklü aile olmadık laflara muhatap edilir. Evlerde artık bu köklü ailenin dedikoduları yapılır, mahremine dil uzatılır ve bu aile karalanmaya çalışılır. "Bu mahalleyi terkedin, defolun gidin" sesleri yükselir.

***

Evinin kapılarını sorgusuz sualsiz herkese açan bu aile sırtından vurulur, misafirler tarafından milletin diline sakız edilir. Aklı yeten yetmeyen, bilen bilmeyen, anlayan anlamayan herkes bu ailenin mahremini konuşur ve Baba'nın tutumunun yanlış olduğunu fısıldanır. Aralarında konuştukları diğer bir konu ise "Baba'nın o evden gidip misafirlerin eve reislik yapması" gerektiğidir. Üstelik ne kan bağları vardır ne de gönül...

***

"Bu köklü ailenin Baba'dan kurutulup, ailenin başına o aileyi kısa yoldan zengin edebilecek birinin geçmesi gerektiği" mahallelinin diline dolanmıştır. Baba'yı savunan aile fertleri olmadık hakaretlere maruz kalır, işitmedikleri laf kalmaz. İftiraların biri bin paradır... Baba ise "bu ten bu canda olduğu müddetçe bu aileyi size yem etmem" diyerek tepkisini gösterir.

***

Baba'nın bu tutumu üzerine aile fertlerine tek tek ulaşan mahalleliler "Bu Baba'dan kurtulun, bu size ancak şahsiyet vaad eder, size zenginlik getirmez" diye telkinde bulunurlar. İçlerinde mahallenin baskısına dayanamayanlar onların yanında yer almaya karar verir. Baba ise en çok buna üzülür, kursaklarından haram lokma geçmesin diye gecesini gündüzüne katarak mücadele ettiği evlatlarından bazıları ona sırtını döner.

***

Misafirlerin de teşvikiyle mahalleli imza toplayıp bu aileyi mahalleden atmaktan bir gün olsun geri durmaz. O mahallenin en köklü ailesi yıllar sonra çetin bir mücadelenin eşiğine gelir.

***

Oysaki istedikleri kadar imza toplasınlar, istedikleri kadar mahalle halkıyla ortak iş tutsunlar...

Baba son sözünü söylemiştir...

"Bu can bu tende olduğu müddetçe..."

Şimdi, mahalleli istiyor diye Baba'mızdan vaz mı geçelim?

***

Anlayana...

Makaleyi Hemen Yorumla