ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
DAVA HEPİMİZDEN BÜYÜK DEĞİL Mİ? / İsmail Özdemir 593 okunma - 29 Aralık 2015

İbni Haldun, Mukaddime isimli eserinde devlet, devletin yapısı  ve devletin sürekliliği ile ilgili pek çok değerlendirme yapar.

Bu değerlendirmeler içerisinde İbni Haldun "Bir devletin büyüklüğü, genişliği ve ömrünün uzunluğu, ayakta tutanların azlığı ve çokluğu oranındadır." der.

Son Türk devletinin kurucu akımı olan Türk Milliyetçiliği'nin önemi aslına bakarsanız tam da burada hak ettiği anlam ve değere ulaşıyor. 

Devletin kuran irade zamanı geldiğinde kurtarıcılık görevini yerine getirmiş, bugün de koruyuculuk vasfını sürdürmektedir.

Siyasi hayata 1969 yılında başlayan MHP'nin, Türkiye için ne derecede mühim bir organizasyon olduğu kurucu iradedeki konumu, fikri zenginliği, aksiyoner ve vizyoner donanımlarıyla ve bugünkü haliyle beraber ortadadır.

Yıllardan bu yana süregelen tecrübenin ötesinde son dönemde yaşanılan gelişmelerin Türk Milleti'ni tehdit boyutunu fazlasıyla aşmış olması da MHP'nin önemini aynı oranda artırıyor.

Değerlendirmenin ölçüsü daha çok MHP'nin sunduğu ve savunduğu değerler ekseninde olduğuna göre, Türkiye üzerinde hesap kuranların dikkate aldığı ve daha açık bir ifadeyle üzerinde hesap yapmaya çalıştığı hedef bir bakıma MHP'nin kendisi oluyor.

Yine İbni Haldun'un "Devleti ayakta tutan güçler dağılmaya başladığı zaman devlet de dağılmaya başlar." değerlendirmesini dikkate aldığınızda, Türkiye'de çözüm masallarıyla 2013 yılından bu yana getirilen dönemin Türkiye'nin milli birlik ve beraberliğinde açtığı yaraya, MHP'de ve camia içerisinde değerlerden uzaklaşarak lümpenlik algılamasıyla yürütülen ayrıştırma çabalarının ne anlama geldiği sanırım daha kolay idrak edilebilir.

İç savaş senaryolarının çoğaldığı, çözülmenin hız kazandığı, milli davamız olan Kıbrıs'ta; adada yaşayan soydaşlarımızın ikinci plana atılmaya çalışıldığı, Irak ve Suriye'de bulunan Türkmen varlığının yok edilmeye gayret edildiği bir dönemde küresel çete ile beraber Türkiye içerisinde iş tutanların isteyeceği en öncelikli koşul MHP'nin sesinin kesilmesi olacaktır.

* * *

Bir an için durun ve Türkiye'de yaşananlar paralelinde MHP'yi tahlil edin.

Bugün ülke bölünmeye çalışırken, hareketin kendisi milleti tehdit eden iç ve dış unsurlar ile siyasi iktidardan çok kendi içiyle meşgul edilmeye çalışılıyorsa ortada baştan aşağıya yanlış olan bazı meseleler var demektir.

Durum  kongre çağrısı yapmaktan öte anlam taşıdığına göre ülkesi ve milleti için hangi koşul ve şart altında olursa olsun sorumluluk üstlenmekten imtina etmeyecek olan Ülkücüler için oluşturulan gündem ne yazık ki ülkenin felaketi olduğu sonucunu doğuruyor.

Bugün Türkiye'nin karşı karşıya olduğu tehdit ve tehlikelerden daha çok bu hareketin saygıdeğer mensupları birbirlerine kongre meselesi üzerinden hakaret etmeye varıncaya kadar son derece ağır söylemler getirmeye başlamışsa, herkesin dönüp önce bir kendisini tahlil etmesi gerekir.

Bu ifadelerin yazarı olarak kendimi de aynı sorgulama içerisine kattığımın bilinmesini isterim. Aksi halde samimiyet terazisinden geçerek harflere dökülen bu yazının hiçbir manası olmadığının farkındayım.

Biz birbirimizin hukukunu korumayacaksak başka kim ülkücünün hukukunu korur?

Fakat şurasının anlaşılması gerekir ki, kendi dava arkadaşına dahi tahammülü bulunmayan tavır ve söylemlerle hareket etmek, dostu değil kesin bir sonuçla düşmanı sevindirir.

Kimileri şahıslar üzerinden yaptığı suçlamaları kendi davasına ve partisine mal edercesine ne yazık ki ölçüyü ayarlamakta sorun yaşıyor.

Örneğin beni sevmeyebilirsiniz ama benim üzerimden davayı suçlayamazsınız. Bu aynı şekilde sizin ve diğer dava adamları içinde geçerlidir.

* * *

Ülkücü Hareket'in Lideri Devlet Bahçeli böylesi bir sorumluluk anlayışıyla geride bıraktığımız gün sosyal medya hesabından son derece samimi bir şekilde seslendi.

Ülkenin içerisinde bulunduğu durum karşısında yaşanılanları " Türklüğün defin çalışması alçakça sürerken, Türkiye'nin son mevzisi, milletin yegane muhafızı MHP'yi meşgul etmek, oyuna gelmektir... Allah muhafaza, vatan yanarken biz nasıl siyasi çıkar peşinde koşalım? Nasıl ikbal çetelesi tutalım? Bu samimi bir hal ve sonuç mudur?" sözleriyle değerlendirdi.

Aynı mesajında İstiklal Şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un "Bir külah kapmaksa şayet bunca hırsın gayesi; kendi namusun olur er geç onun sermayesi." ifadeleriyle anlam derinliği büyük olan bir seslenişle kendi dava arkadaşlarına samimi bir çağrıda bulundu.

Şunu yediden yetmişe herkes bilir ki bu hareketin liderinin hayatı boyunca ülkesinden, milletinden ve davasından başka bir sevdası, derdi ve endişesi olmamıştır.

Ve fakat bugün öyle yorumlar yapılıyor, öyle cümleler kuruluyor ki bunu  beşeri vicdanın ve ilahi hakikatin kabul etmesi asla mümkün değildir.

Bir noktada yaşanılan asıl sorun acaba dava şuurundan mahrum, dünü başka siyasi partilerde geçmiş olanların ölçüsüzlüğünden mi kaynaklanıyor?

Bugün bize akıl vermeye ve yine aklınca bize rota çizmeye çalışan kimilerinin siyasi çizgisindeki atlamalara bakıldığında ortaya çıkan sonuç budur.

Fakat üzücü ve bir o kadar da düşündürücü olansa, dava şuuruna sahip olduğu düşünülenlerin kendi öz ölçüsünü bir kenara bırakıp, bizden olmayanların tavırlarını taklit ediyor görüntüsü vermeleridir.

Bir ülkücüye yakışmayacak basitlikle kimi zaman makam ve mevki uğruna dava ölçüsünü bir yana bırakıp, nefsi algılamalarla kendi camiasını suçlamaya kalkanlar, samimiyet nazarında kamillik makamından ne yazık ki mahrumdurlar.

Ölçümüzü kaybedersek bizi diğerlerinden farklı kılan ne olacak?

Mühim olan dava ise ki öyle; o zaman davanın değerlerini gözeterek hareket etme sorumluluğunda olduğumuzun bilinmesi gerekmez mi?

Makaleyi Hemen Yorumla