ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
2016 YILINA GİRERKEN DÜNYA, BÖLGEMİZ VE TÜRKİYE / İsmail Özdemir 523 okunma - 30 Aralık 2016

Geride bıraktığımız yıl bu dönemlerde peş peşe Rusya, AB ve Çin'in askeri strateji belgelerini güncellemesiyle 2015 yılının hiç olmadığı kadar hareketli ve gergin geçebileceği öngörüsünde bulunmuştuk.

İsmi anılan bu üç ülkenin askeri strateji belgelerinde kendi ülke sınırları içerisinden ziyade, dışarıya yönelik hedeflerinin bulunduğunu vurgulamış ve bunun uluslararası alanda sorunlara yol açabileceği, tarafların karşı karşıya gelebileceği değerlendirmesini yapmıştık.

Nitekim 2015 içerisinde yaşanılan ve etkisi ülkeleri ve bölgeleri aşıp küresel seviyeye yayılan, üstelik derinliği bulunan pek çok krize tanıklık ettik.

Ukrayna'da başlayan iç karışıklıklar, Kırım'ın hukuksuz bir şekilde Rusya tarafından kendi topraklarına katılması ve bu ülkenin doğusunda bulunan Donetsk ve Luhansk bölgelerinde yaşanılan iç savaşın büyümesi ile devam etmiş, araya giren Almanya ve Fransa'nın çabalarıyla ateşkes sağlanmıştı.

Güney Çin Denizi'nde Çin'in yapay adalar inşa etme gayreti, ABD'nin hem okyanustan (Japonya, Avustralya, Filipinler, Endonezya) hem de karadan (Hindistan) yürüttüğü ülkeler arası işbirliği karşılığını bulmuş ve böylelikle ABD ile partnerlerinin Çin'e karşı ortak bir çevreleme stratejisi yürüttüğü gözlemlenmişti.

Suriye'de yaşanılan iç karışıklar IŞİD'in Musul'u almasıyla çok farklı bir istikamete seyretmiş, Rusya'nın 30 Eylül 2015 tarihinde bu ülkede Esad rejimine destek olacak şekilde hava operasyonlarına başlamasıyla yeni bir evreye geçmişti.

 

AVRUPA'NIN DURUMU VE SORUNLARI

Suriye merkezli yaşanılan olaylar bununla da sınırlı kalmamış, yoğunlaşan mülteci ve sığınmacı sorunu Suriye'ye komşu olan Türkiye ve Ürdün gibi ülkelerin ötesine geçerek AB'nin içine kadar ulaşmıştı.

Ayrıca yine Suriye'de öbeklenen terör gruplarının Avrupa ülkelerinde düzenlediği saldırılar yoğunlaşmış, küresel sistemin en önemli merkezi olan batı dünyası İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana ilk defa askeri tedbirlerle beraber korku ve endişeyi birlikte yaşamıştı.

Avrupa'nın yaşadığı kriz güvenlik ve sığınmacı olmanın yanında ekonomik ölçüyle de kendisini göstermiş İspanya ve İtalya ile beraber ekonomik bunalıma giren Yunanistan, birliği zorlayan pek çok girişimde bulunmuştu. 

Yunanistan referanduma gittiğinde ülkenin AB'den çıkabileceği yada çıkarılabileceği yorumlarının en üst perdeden geldiğinde Avrupa rüyasının sanıldığı kadar sağlam temellerinin bulunmadığı da anlaşılmış oldu. Zira bugün aynı düşünce pek çok Avrupa ülkesinde hakim. Hatta Alamya gibi birlik ülkelerinin önde gelenleri de Yunanistan gibi ülkeleri sırtlarında taşımaya mecbur olmadıklarını düşünmeye başladılar.

Aşırı uç sağ ve sol akımlar ile İslam karşıtı akımların Avrupa genelinde güç kazanmaya başlamış olması da AB'yi olumsuz yönde etkileyen başka nedenlerden. Fransa'da Le Monde, Almanya'da PEGIDA gibi akımların güç ve kitle kazanma ivmesinin artması "nasıl bir gelecek?" sorusunu AB nazarında karamsarlığa itiyor.

Yaşanılan bunca sorunun AB'nin bütünlüğünü zihinlerden başlayarak potansiyel bir bozulma riski ile karşı karşıya bıraktığı ortadadır. Almanya, Fransa, Hollanda gibi birliğin önde gelen ülkeleriyle, Rusya'nın yayılmacı politikalarının hissedildiği doğu bölgesi arasında yaşanılan ayrışma günden güne artıyor. Elbette burada Rusya'nın elindeki enerji kartını iyi kullanmasının sebebi öncelikli nedenlerdendir.

 

ORTADOĞU'DA DENGELER DEĞİŞMEYE MÜSAİT

Türkiye'nin 24 Kasım 2015 günü hava sahasını ihlal eden Rus savaş uçağını düşürmesiyle boyutu genişleyen Suriye krizi, bir yandan NATO'nun öbür yandan Rusya'nın Doğu Akdeniz ve Suriye'ye olan askeri yığınaklarının artırılmasına sebep olmuş, yılın son haftalarında BM'den geçirilen iki karar ile gerginliğin bir nebze olsun düşürülmesi ve Suriye'nin geleceğinin bir noktada karara bağlanması konularında belirleyici olmuştu.

Ancak Doğu Akdeniz ve Suriye semalarında yoğunlaşan askeri hareketliliğin her an bir kaza kurşununa sebep olabilecek dar bir alanda seyrettiğini söylemek gerekir. Dolayısıyla kimin sinirlerine ne derecede hakim olabileceği sorusu ve itidalli duruş anlamındaki sabrı dünyanın kaderinin şekillenmesinde önemli nedenlerden olacaktır.

İsrail ise Ortadoğu'da, Türkiye'nin düşürdüğü Rus uçağı sonrasında yeniden şekillenmeye başlayan dengeleri yakından takip ediyor. Suriye'de hava operasyonları yapması, normal şartlar altında İran ile müttefik gibi görünen Rusya ile önemli temaslarının olduğunu gösteriyor. Ayrıca Türkiye ile ilişkilerin yeniden normalleştirileceği söylemi, İsrail'in doğalgaz üreticisi ülkeler konumuna girmesine olanak sağlayabileceği gibi, Suudi Arabistan ve Katar'dan Avrupa pazarına sunulabilecek yeni doğalgaz hat planları arasında önemi bir terminal noktası olabileceği işaretini veriyor.

İran hala Irak ve Suriye'yi içerisine alan bir alanda Şii kuşağı yaratma fikri ve hedefinden vazgeçmiş değil. Sınırların git gide silikleşmeye başladığı coğrafyada İran mezhep temelli bir yaklaşım izlerken, olası bir Kürt devleti senaryosunun hayata geçmesinin kendisi için de sorun olacağının bilincinde. Ayrıca İsrail'in Suriye'de bulunan Hizbullah hedeflerine yönelik operasyon yapmasına Rusya'nın ses çıkarmaması ve kendisine uygulanan ambargonun kalkmasıyla beraber sahip olduğu zengin doğalgaz kaynaklarını Avrupa pazarına sunma konularının uzun vadede Rusya ile arasında sorun çıkarabileceğinin farkında.

Irak bir yandan IŞİD'in ülke içerisinde zaten pamuk ipliğine bağlı olan otorite ve beraber yaşama duygusunu ortadan kaldırması sorunuyla, diğer yandan düşen petrol fiyatları nedeniyle ekonominin tümüyle çökme tehlikesiyle büyük bir krizin eşiğinde bulunuyor. Kendi topraklarında egemenlik kudretini kaybetmeye başlamış olan Irak'ın Ortadoğu'nun çözülen ülkesi olduğu meselesi bugün neredeyse herkesin ortak kabulü. Sözde Kürt devleti senaryosunun hayata geçirilmeye çalışıldığı asıl alanın Irak olması da bu ülkeye yönelik dikkatleri daha da artırıyor.

Ortadoğu'nun güneyi de kuzeyinden farklı değil. Yemen'de Suudi Arabistan'ın öncülüğünde toplanan koalisyon, bu ülkede yaşanan çatışmaları durduramadığı gibi daha da alevlendirdi. Ayrıca varil başına 30 dolar seviyelerine doğru gerileyen petrol fiyatları, gelirinin neredeyse tamamına yakınını petrolden karşılayan Suudi yönetimini hiç olmadığı kadar büyük bir riskle karşı karşıya bırakmış durumda. Buna bir de Suud ailesi içerisinde yaşanılan iç çekişme de eklenince Arap yarımadasındaki sorunların daha da büyüyeceği şimdiden belli oluyor.

 

ORTA ASYA VE AFRİKA YENİ PAYLAŞIM SAHASINA DÖNÜŞÜYOR

Orta Asya ve Hazar Bölgesi yani Türkistan alanıysa yeni hesaplaşmalara, kutuplaşmalara ve saflaşmalara gebe bir haldedir. Nitekim 2015'in son haftalarında küresel siyasetin hamleleri buralarda kendisini göstermiş, önümüzdeki yıl içerisinde daha büyük ve önemli gelişmelerin bu alanda yaşanacağı şimdiden açığa çıkmıştır.

Rusya'nın eski Sovyet ülkelerine yönelik ilgi ve çabasının yoğunlaştığı gözlemlenirken, yumuşak ve sert gücü bu alanda kullanmaktan imtina etmeyeceği Hazar Denizi ve bu bölgede bulunan ülkelere yakın diğer alanlarda yaptığı yoğun askeri tatbikatlarla kendisini açığa çıkarıyor.

Yaşanılan küresel gerginlikten nasibini alan sadece Avrupa, Asya, Ortadoğu ve Denizler olmamış, Afrika da bunlardan etkilenmiş, özellikle IŞİD'e bağlılıklarını ilan eden pek çok selefi örgüt Mısır, Libya, Tunus, Nijerya, Somali gibi ülkelerde pek çok kanlı eylemde bulunmuştu.

Çin'in Afrika'ya olan ilgisi Çad'da inşa etmeye karar verdiği askeri üsle somut hale dönüşmüş, bu kıtada bulunan başka ülkelerde de benzer çabalarının olabileceği yorumu kuvvet kazanmıştır. Tabi Çin'e paralel olarak ABD de Afrika'daki varlığını artırma gayreti içerisindedir.

Küresel gerginlikler ve çatışmaları yıllar bazında inceleyen Alman Heidelberg Uluslararası Çatışmaları Araştırma Enstitüsü verilerine göre yıllar bazında git gide artan bir çatışma ve gerginlik iklimi bugün dünyanın neredeyse her ülkesini ve bölgesini etkiliyor.

Şimdiden belli ki 2016 yılında da bu gerginlikler ve çatışma ortamı sürecek. Üstelik artış trendini koruyarak nüksedecek bu gelişmeler pek çok yeniliğe gebe. Ancak kazanan ve kaybeden denkleminin taraflarını tayin edebilmek şimdilik zor.

Zira pek çok sorunun tanımı ve tespiti konusunda yaşanılan anlaşmazlık, çıkar hesabı ve ülkelerin doğal olarak farklı hassasiyetlere dayalı güvenlik anlayışı sebebiyle, çözümden ziyade sorunlara kapı aralıyor.

 

TÜRKİYE'NİN DURUMU VE DİKKATE ALMASI GEREKENLER

2016 yılında dikkat çekecek bölgelerin başında ise Türkiye'nin etrafını çevreleyen tüm bölgeler var.

Yani sınırların değiştirilmek istendiği Ortadoğu, rejimin yeniden Rusya lehine değiştirilmek istendiği Gürcistan ve dolayısıyla Güney Kafkasya, krizin her an yeniden patlak verebileceği ihtimali bulunan Ukrayna, Birinci Dünya Savaşı'ndan bu yana hala dikiş tutmamış ve pamuk ipliğine bağlı göstermelik istikrar süreci yaşayan Balkanlar ve nihayetinde adada çözüme ulaşılmaya çalışılan Kıbrıs...

Oynanan küresel satrancın en önemli kareleri ve hamle güzergâhlarının hepsinin şekilleneceği alan Türkiye'nin çevresinde.

Dolayısıyla diğer ülkelerin emellerini doğru analiz edip, Türkiye'nin yeniden şekillendirilmeye çalışılan yüz yılda küresel sistem içerisindeki konumunu önce sağlıklı bir şekilde muhafaza etmeyi başarıp, ardından kazanca dayalı hamleleri düşünmesi gerekir.

Birkaç yıl öncesine kadar sıklıkla telaffuz edilen "Yeni Osmanlıcılık" düşüncesinin bugün kuru bir gürültüden ibare olduğu Suriye'de yaşadığımız kayıplarla beraber ortadadır.

Mezhepçi anlayışın Türkiye'ye bir şey katmadığı her hali ile ortada dururken, Rusya'nın ülkemizi çevreleme stratejisi dikkatle takip edilmelidir. Ermenistan, Kıbrıs, Karadeniz ve Akdeniz sahalarındaki egemenlik haklarımızı tehdit eden gelişmelere karşı tedbirli davranılmalı, her türlü krize karşı hazırlıklı olunmalıdır.

Azerbaycan ve Gürcistan'a verilen destek artırılmalı, bu ülkelerle yürütülen ilişkilere hassasiyet gösterilmeli ve Rusya'nın tehdidinden onları koruyabilecek uluslararası ilişkiler ağı tesis edilmelidir. Ukrayna krizinde ve Kırım Tatarlarının haklarını koruyacak adımlar atılmalı, Kırım Türklüğü korunup, kollanmalıdır.

Suriye ve Irak'ta yaşayan Türkmen soydaşlarımıza verilen destek yoğunlaştırılmalı, PKK-PYD'nin hem bölgesel çıkarlarımıza, hem de Türkiye'nin bütünlüğünü tehdit eden girişimlerine mutlaka mani olunmalı ve enerji hatları üzerinden diğer Türk devletleriyle olan ilişkileri güçlendirme çabasına daha da ağırlık kazandırılmalıdır.

AB ile yürütülen ilişkilerde eşitlikçi yaklaşımdan uzaklaşılmamalı, özellikle sığınmacı krizinde gözlemlendiği gibi Türkiye'nin kapasitesini aşarak güvenlik ve istikrar riski yaratabilecek çabalardan kaçınılmalıdır.

En önemlisi de bölücü terör zihniyetinin artık Türkiye'nin tüm güney sınırı boyunca şiddet ve zemin kazandığı, meşruiyet bulma çabalarının hiç olmadığı kadar arttığı dikkate alınarak, milli bütünlüğümüzü tehdit eden gelişmelere asla müsaade edilmemelidir. 

Ayrıca küresel senaryonun hayata geçirmeye çalıştığı Kürt devleti senaryosunun Türkiye'nin kesinlikle aleyhine olduğu unutulmamalı, buna karşı olan bölge ülkeleriyle işbirliği zemini genişletilmeli, komşu ülkelerimizin toprak bütünlüklerinin korunmasını sağlayacak tedbirler üzerinde durulmalıdır.

Türkiye jeopolitik konumunun getirdiği avantajı, ülkeler arası barış köprüsü olacak şekilde enerji hatlarına geçiş sağlayarak hem kendisini rahatlatabilir, hem bölgesinde lider pozisyona çıkabilir, hem de küresel sistem içerisinde geçmişe nazaran çok daha önemli bir konuma ulaşabilir.

Ancak tüm bunlar için risk analizini iyi yapmamız ve kaldırabileceğimiz yükün ne kadar olduğunu iyi tahlil etmemiz gerekiyor. 

Aksi halde başka başkentlerde tasavvur edilen projelerde figüranlık yapıp, nihayetinde bırakın kazançlı çıkmayı, elimizde var olanı da kaybedeceğimiz karanlık günleri görmemiz mümkündür.

Makaleyi Hemen Yorumla