ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
FITRAT DEĞİŞİR SANMA; BU KAN YİNE O KANDIR… / Bahadır Çoban 939 okunma - 16 Ocak 2016

Kaset, montaj, iftira, yalan, bel altı siyaset dendiğinde herhalde akıllara ilk önce AKP gelir. 

Bir anlamda Makyavelizm olarak da adlandırılan, başarıya giden yolda her şeyi mubah sayan bu anlayış, siyasi hırslarına yenik düşenlerin bütün ahlak kurallarını gözü dönmüşçesine yıkıp geçmesidir.

Türkiye'nin yakın tarihinde örneklerine çokça rastlanılan bu ahlak dışılık siyasal İslamcılarla özdeşleşmiştir.  Nasıl ki Türkiye'de solun yanına yazılan ilk terim bölücülükse sağ dendiğinde de hafızalarda canlanan ilk kavram siyasi ahlaksızlık olmaktadır.

***

Türkiye sağı; zatı âlilerini saf mümin, kendilerinden olmayanları da münafık gördüğü için diğerleriyle olan münasebetlerinde her türlü hile ve düzenbazlığa başvurur. Yalan, iftira ve bel altı siyaset bu ekolün bünyesini işgal eden bir hastalıktır.

1969 seçimleri öncesinde "Türkeş kâfirdir, Müslüman değildir. Ona oy veren de kâfir olur." propagandasını halka empoze edenler bugünkü AKP'lilerin siyasi varisi olduğu Adalet Partisi mensuplarıydı.

Teybe aldıkları meçhul bir şahsın sesini "Alparslan Türkeş'in ses kaydıdır" diyerek köy kahvelerinde dinletiyorlardı. Kasetlerdeki ses  "Ben Alparslan Türkeş, Menderes'i astırdım. Oğlunu da astıracağım. Ezanı Türkçeye çevireceğim, camileri kapatacağım. İbadeti yasak edeceğim." diyordu.

Aynı aşağılık saldırıların hedefi yıllar sonra Devlet Bahçeli oldu. "Fatiha bilmezler, morg bekçileri, aile, çoluk-çocuk bilmiyorlar" gibi adi suçlamalar ve "Menderes asılırken MHP neredeydi" gibi töhmet altında bırakıcı sorular geçmişin siyasi ahlaksızlığını devralan ağızlardan bu kez de MHP lideri Devlet Bahçeli'ye karşı dökülüyordu.

***

Türkiye solu ise dünyadaki türdeşlerine kıyasla işçi sınıfının haklarını gözetmek yerine varlığını Kürdistan Devrimi adını verdiği etnik bölücülüğe adamıştı ve bu sebeple kapıya dayanan tehdidi oluşturuyordu.

MHP ve ülkücü Hareket bu tehdidin bertarafı için enerjisinin büyük bir kısmını sol ile mücadeleye ayırmak zorundaydı. Sağ ile görülecek hesabın sonraya bırakıldığını "Solun ihanet derecesine varan davranışları karşısında, sağ ile olan kavgamızı erteledik" diyen Rahmetli Alparslan Türkeş bey bu sözlerle özetlemişti.

Sovyet bloğuyla beraber çöken sol marjinalleşerek PKK'ya dâhil oldu. Amerikan emperyalizmiyle birlikte ivme kazanan sağ ise ANAP çatısı altında Türk devletinin kurumlarına sirayet etti.

Her ikisinin de idrak ettiği bir gerçek vardı. MHP'nin nefes alıp verdiği bir siyasi atmosferde Türkiye üzerindeki ithal politikalar maya tutmuyordu. Bu bakımdan 1980 darbesi sonrasında tutuklanan Alparslan Türkeş'in cezaevinde oluşu MHP'siz Türkiye hayal edenlere bir fırsat doğurmuştu.

Özal önderliğindeki siyasi kadro harekete geçerek MHP'yi ANAP içerisinde eritmeye çalıştı fakat başaramadı. Lidere sadakat yolundan ayrılmayan Ülkücüler MHP'yi 12 Eylül yıkımının altından sapasağlam çıkardı.

***

Ben, 2009 yılında AKP ve PKK işbirliğiyle eyleme dökülen Kürt açılımı projesini MHP'yi yek elden yok edemeyen sağ ve solun zaruri bir ittifakı olarak gördüm. PKK'lı Duran Kalkan'ın da ifade ettiği gibi açılım sürecinin başarılı olması MHP'nin engel olmaktan çıkarılmasına bağlıydı.

AKP ve PKK'nın müttefikliğini yaptığı Kürt açılımı isimli güç savaşının sessiz galibi Devlet Bahçeli önderliğindeki MHP ve onun temsilindeki Türk milleti olmuştur.  

Kürt açılımıyla gerçekleşmeyen Büyük Kürdistan projesi ise maske değiştirerek Başkanlık sistemiyle açık kapı ararken karşısında yine tek engel olarak MHP'yi bulmaktadır.

Bu sebeple "Saray entrikası veya Paralel Planlar"; adını ne koyarsak koyalım MHP'yi dışarıdan çökertmeyenlerin son projesi kaleyi içerden fethetmektir. Tuğrul T. ile ilk adımı atılan süreç, değişimcilerin lokomotifliğinde yol kat etmeye çalışmaktadır.

Bu proje yarım asırlık bir hesaplaşmadır. Suretler, kimlikler, maskeler değişmiş olsa da merhum Namık Kemal'in dediği gibi "Fıtrat değişir sanma. Bu kan yine o kandır."

Makaleyi Hemen Yorumla