ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
TÜRKİYE'NİN YENİ KOŞULLAR KARŞISINDA SURİYE VE IRAK İMTİHANI / İsmail Özdemir 439 okunma - 11 Ocak 2016

Musul'a yakın mesafede bulunan Başika kampı ile ilgili yaşananlar ile PKK-PYD'nin Azez-Cerablus hattını; Teşrin Barajı'nı ele geçirmesinin ardından hem batıdan hem de doğudan geçmeye başlaması Türkiye'nin bundan sonra nasıl bir adım atacağı sorusunu doğurdu.

Zira iki alan içinde Türkiye kesin ifadelerle ve hüküm belirten mesajlarda bulunmuştu.

Mare hattı olarak da tanımlanan Azez-Cerablus için "kırmızı çizgimiz" tanımlamasını yapılmış, ABD Başkanı Obama, Erdoğan'ı arayana kadar ise Başika'da bulunan üsteki askerlerin kesinlikle çekilmeyeceği ifade edilmişti. 

7 Ocak günü IŞİD'in Başika'daki üsse saldırması sonucunda 18 terörist etkisiz hale getirildiği ifade edildi. 

Açık ki IŞİD'in bundan sonra aynı üsse benzer saldırılar yapma ihtimali mevcuttur.

Dolayısıyla Başika kampındaki askeri üssün güvenlik açısından takviye edilip edilmeyeceği sorusu şimdi gelinen noktada ortaya çıkıyor.

Asker çekmek bir yana, böylesine önemli bir tehdit karşısında başka tedbirlerin alınmasının gerekliliğinin üzerinde düşünülmesi gerekir.

Bu koşulda Türkiye'den, Irak merkezi hükümetinin çelişkili tavırlarının yanında durarak, askerlerimizin Musul'dan geri çekilmesini isteyen ABD'nin duruma nasıl bir tepki vereceği merak konusudur.

Diğer yandan Suriye Demokratik Güçleri adı altında toplanan ve PKK-PYD'nin ağırlıkta olduğu yapılanmanın, Türkiye tarafından kırmızı çizgi olarak tanımlanan ve güvenlikli bölge olarak kurulmak istenilen alana girmesi dikkatlerin çekildiği bir başka alan oldu.

* * *

Gelinen noktada PYD hem batıdan, hem de doğudan ilerleyerek Afrin ve Ayn El Arap'ı birleştirmeyi, dolayısıyla Türkiye'nin Suriye ile olan tüm sınır hattının PKK-PYD'nin kontrolüne geçmesini hedeflediği açık olan manevralar yapmaya başladı.

Suriye'nin kuzey hattında var olan sorun sadece PYD'nin ilerleyişi değil.

Dost ve müttefik olarak tanımladığımız, NATO'daki partnerimiz olan ABD'nin İncirlik'ten kalkan uçaklarının PYD'nin ilerleyişine hava taarruzları ile destek vermesi sorunun esas boyutu.

Açık ki ABD, Suriye ve Irak konusunda Türkiye'nin milli güvenliğini dikkate almamakta yada kendi önceliklerinde Türkiye'den ziyada başka ülke ve gruplara önem vermektedir.

ABD Genel Kurmay Başkanı Joseph F. Dunford'un ülkemize yaptığı ziyarette bu meselelerin mutlaka konuşulmuş olması gerekir.

Fakat Türkiye'nin asıl sıkıntısı kararlılığını anlatma konusundaki acziyetidir.

Bugün birileri Hatay'da hava sahamızı ihlal eden Rus savaş uçağının düşürülmesinin, tüm bölgesel denklemlerde Türkiye'nin kaybetmeye başladığı yorumunda bulunuyor.

Uçağın düşürülmesinin ardından Rusya'nın hava savunma sistemlerini Suriye'ye getirmesinin, en çok Azez-Cerablus arasındaki alana yönelik planlanan harekata zarar verdiği, ABD ile beraber Rusya'nın PYD'ye destek vermeye başladığı sürekli üzerinde durulan meseleler oldu.

Oysa Suriye'de bulunan Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu'nun IŞİD tehdidi sebebiyle bir gecede geride bırakılarak taşınması bugün yaşadığımız sorunların ana sebebidir.

* * *

Türkiye, Süleyman Şah Türbesinin taşınmasıyla görülen ricat hareketiyle sahada bulunan terör gruplarıyla beraber diğer ülkelere de, olası bir tehlike anında geri adım atacağı imajını vermişti.

Bugün yaşadığımız asıl problemin kaynağı o yüzden doğru yerde aramak gerekir.

Kaldı ki Rus uçağının düşürülmesinin ardından haklılığını dahi yeterince savunamayışını da not etmek gerekir.

Şimdiki durumda karşımızda bir değil iki problem var: Bir ayağı Suriye'de, diğer ayağı Irak'ta bulunan bu sahalarda alacağımız tavır, sadece bölgenin değil, Türkiye'nin geleceğinin şekillenmesinde de öncelikli etkenlerden olacaktır.

Elbette icap eden ne varsa yapılmalı fakat bunun için müttefik olduğumuzu düşündüğümüz ülkelere kararlılığımız doğru ölçülerle anlatılmakla kalmamalı, kabul ettirilmelidir.

IŞİD'e karşı PYD'nin Suriye'nin kuzeyinde ilerleme kaydetmesine karşın, Musul-Başika'da IŞİD'in Türk askerini hedef alması arasındaki bağda doğru okunmalıdır.

Tüm bunların ışığında MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin 2012 yılında yaptığı "Ülkemize yönelen tehditleri en aza indirmek amacıyla batı ucu Afrin'i ve doğu ucu da Kandil'i içine alacak biçimde tesis edilecek hilal şeklindeki güvenlik kuşağı bir an önce sağlanmalı ve icra edilmelidir." uyarısı zamanında AKP tarafından dikkate alınmış olsaydı acaba bugün Suriye ve Irak sahalarında ülkemize yönelen terör tehdidi karşısında bu derecede sıkışmışlık yaşar mıydık?

Zamanında göze alamadıklarımız bugün pişmanlığımız olmuşken, bugün yapılması gerekenler yapılmazsa yarın daha büyük kayıplar ve pişmanlıklar yaşamamız kaçınılmaz olacaktır.


Makaleyi Hemen Yorumla