ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
İSTANBUL'DAKİ KANLI EYLEM VE TÜRKİYE'NİN IŞİD'LE MÜCADELE STRATEJİSİ / İsmail Özdemir 437 okunma - 14 Ocak 2016

12 Ocak 2016 günü İstanbul'da meydana gelen saldırıyla alakalı görüşlerimizi dün yine bu köşeden aktaramamıştık. Eylemin iç yüzünü daha iyi anlayabilmek açısından şartlar bir gün gecikmeyle rutinin dışında, bugün sizlerle buluşmaya imkân tanıdı.

Bu nedenle böylesi bir rötar için sizlerden özür dileyerek başlamak istiyorum…

Türkiye terör saldırılarının hedefi olmaya devam ediyor.

Suruç ve Ankara'nın ardından bu kez İstanbul'u hedef alan canlı bombanın kullanıldığı terör saldırısı hepimize bir kez daha Türkiye'nin güvenlik sorununun alarm verdiğini gösterdi.

Saldırının hem dünyanın en büyük şehirlerinden birisini hem de en büyük Türk şehrini hedef alması, ölenlerin turistlerden oluşması da mesele üzerinde düşünülmesi gereken bir başka durumdur.

Türkiye'nin güvenli bir ülke olmadığı imajı İstanbul Sultanahmet'te düzenlenen son saldırıyla beraber hafızalara kazınmak istenmiştir.

Saldırının faili konusunda ilk saatlerde akıllara ilk gelen şüpheliler PKK ve IŞİD oldu.

2015 yılında güvenlik güçlerinin yaptığı operasyonla 32 canlı bombanın yakalanmıştı. Bunların 12'sinin IŞİD'li, 9'unun DHKP-C'li, 8'inin PKK'lı, 3'ününse MLKP'li teröristler olduğu biliniyordu.

Bununla beraber PKK'nın bir süredir Doğu ve Güneydoğu'da istediğini başaramaması, güvenlik güçlerinin bu örgütün şehir içi yapılanmalarına karşı sağladığı büyük başarılar, örgütü eylem sahasını genişletme kararını aldırmıştı.

Bu karara paralel olarak PKK'nın İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanına havan toplu saldırı düzenlemiş ve bu saldırı sonucunda temizlik görevlisi olarak havaalanında çalışan bir personel hayatını kaybetmişti.

Olay yerinden edinilen ilk bulguların, eylemde kullanılan bombada tıpkı Suruç ve Ankara saldırısında olduğu gibi metal parçalarla güçlendirilmiş yoğun patlayıcı kullanılmış olması ipuçlarının IŞİD'i işaret ettiği açıktır.

* * *

Nitekim son saldırıya benzer tarzda yapılan eylemler, hiç değilse saldırının faili konusunda bazı ipuçlarının ortaya çıkmasını kolaylaştırıyor.

Nitekim ilerleyen saatlerde saldırganın kimliği açıklandı ve Suudi Arabistan'lı Nabil Fadli olduğu bilgisi paylaşıldı.

Ancak kısa sürede saldırganın bilgisinin paylaşılmış olmasının ülkemizin yaşadığı güvenlik problemini gizlediği söylenemez.

Geride bıraktığımız birkaç aylık zaman dilimi içerisinde Gaziantep, Diyarbakır gibi bazı illerde IŞİD'e yönelik güvenlik güçlerinin başarılı operasyonları olmuş ve eylem hazırlığı içerisinde olan çok sayıda terörist etkisiz hale getirilmişti.

Bu operasyonlarda önemli bilgiler ele geçirilmiş ve IŞİD'in ülkemizdeki bazı yapılanmalarının çökertilmesi mümkün olmuştu.

Yapılan genel değerlendirmede IŞİD'e büyük bir zarar verildiği ve örgütün eylem gücünün yine yüksek oranda kırıldığı ifade edilmişti.

Fakat Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı yüksek yoğunluklu terör sorununu doğru analiz etmek gerekir.

Suriye'ye giderek IŞİD saflarında bulunmuş ve tekrar Türkiye'ye dönmüş, IŞİD'in felsefesini benimsemiş olan kişi sayısının 20 binin üzerinde olduğunun, 60 kişilik çekirdek kadroya sahip olan örgütün yine 1800 kişilik savaş eğitimi alan militanının bulunduğu hali hazırda biliniyor.

Anlaşılıyor ki sorun zannedilenden çok daha büyüktür.

Zira Suriye'den geldiği söylenen saldırganın sınırı geçerek İstanbul'a ulaşabilmesi, Türkiye'nin belki de en yoğun güvenlik tedbirlerinin alındığı turistik bir alanda eylemini gerçekleştirebilmesi, güvenlik tedbirlerinin artırıldığı böylesi bir dönemde son derece zor bir ihtimalken, ne yazık ki saldırı gerçekleştirilebilmiştir.

Dolayısıyla IŞİD'in Türkiye'deki uyuyan hücrelerinin, eylem gücünün, hedef seçtiği bölgeye erişim olanağının düşünülenden çok daha fazla olduğu açıktır.

Ayrıca bu saldırının Irak'ta bulunan Başika'ya yönelik IŞİD'in düzenlediği ve 17 militanını Türk askeri ile girdiği çatışmada kaybetmesinden hemen sonra düzenlenmesi de dikkate alındığında, yakın zamanda Türkiye'nin gerek yurt içinde gerekse sınırlarımızın dışında neden ve ne için hedef seçilmeye başladığının üzerinde durulmalıdır.

* * *

Türkiye'yi büyük çaplı 3 saldırıyla hedef alan IŞİD'e yönelik sürdürülen operasyonların bundan sonra artacağı açıktır, artması da gerekir.

Mevcut küresel iklim ve IŞİD'e karşı mücadelede başı çeken ABD'nin tutumu, Türkiye'yi Suriye'de bulunan IŞİD hedeflerini vurma konusunda daha da fazla "baskı yapmaya" mecbur bırakabilir.

Kamuoyu oluşturulmasında İstanbul'da gerçekleştirilen kanlı eylemin kolaylık sağlayacağı üzerinde hesaplar da yapılmıştır. 

ABD Genel Kurmay Başkanı'nın, ABD'nin IŞİD'le mücadele stratejisini yükselttiği bir dönemin hemen ardından Türkiye'ye yaptığı ziyaret ve ABD Başkanı Obama dâhil ABD'li yetkililerin Türkiye'nin IŞİD'le mücadeleye daha aktif katkı sağlamasını, sınırın kapatılmasını bekledikleri mesajları Türkiye'ye yapılan baskının ipuçlarıdır.

Özellikle Azez ve Cerablus hattı arasında kalan bölgede son haftalarda yoğun bir hareketliliğin yaşanması, PYD'nin ilerlemesi, Türkmen güçlerin sahada IŞİD'e karşı büyük başarılar sağlaması da bu eylemin nedenlerinden olabilir.

Elbette bu nedenler Türkiye'nin İstanbul'da düzenlenen saldırıya nasıl cevap vereceğiyle de alakalıdır.

Sorunun iç ve dış boyutları olduğu düşünüldüğünde bundan sonra atılacak olan adımlarda özellikle ülke içindeki IŞİD hedeflerinin imhası üzerinde durulmasının mecburi olduğu karşımıza çıkıyor.

Türkiye önceliğini IŞİD'in oluşturduğu iç tehdide vermeli, dış boyutundaysa Türkmen güçlere verdiği/vereceği desteği artırmalıdır.

Neticede ABD, PYD'ye savaş uçaklarıyla destek verirken, sahada aktif ve başarılı biçimde IŞİD'le çarpışıp kendi yerleşim birimlerini, vatanlarını adım adım kurtaran Türkmenlere yönelik Türkiye de, havadan olmasa bile uzun mesafeli hedef vurma yeteneğine sahip diğer araçlarla benzer şekilde kapsamlı bir yardım sağlayabilir.

Türkiye'nin alacağı bu tutumun uluslararası alanda kabulü mümkün olduğu gibi PYD'nin sınır hattımız boyunca ilerlemesine yönelik alınacak tedbirler anlamında en makul seçenek olduğu da açıktır.

Aksi halde doğrudan Mehmetçiği sahaya sürerek Azez ve Cerablus bölgesinde sıcak çatışmaya girmek daha vahim sonuçlar doğurabilir.

Hesaplamalar ve analizler doğru yapılmalıdır.

Makaleyi Hemen Yorumla