ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
AKP SAYESİNDE TÜRKMENLER SURİYE'NİN GELECEĞİNDEN SİLİNİYOR / İsmail Özdemir 459 okunma - 27 Ocak 2016

Türkiye'nin görünür ve resmi sınırlarının neresi olduğu bellidir.

Ancak bu sınırları güvenli ve kalıcı hale getiren, Türkiye'nin milli bütünlüğüne katkı sağlayan görünmeyen fakat yüzlerce yıldır var olan sınırlarımızsa, hali hazırda Türkiye siyasi haritasının çok daha geniş bir alanını kapsar.

Bu kapsama alanı kimi değerlendirmelere göre Misak-ı Milli ile ifade edilirken, başka değerlendirmelerse Türkiye dışında bulunan Oğuz Boylarının ve Osmanlı sancağı altında yaşayan diğer Türklerin yoğun olarak yaşadığı alanlarla tariflenir.

Aslına bakarsanız iki yaklaşım da doğrudur ve bu iki yaklaşım da görünmeyen sınırımızın sanılandan çok daha büyük ve geniş olduğu tezini ortaya çıkarır.

Aynı yaklaşıma göre Kırım'ın, Batı Trakya'nın, Güney Kafkasların, Lazkiye, Hama, Humus, Halep, Musul, Kerkük, Süleymaniye gibi yerleşim yerlerinin yoğun Türk nüfusu dikkate alındığında, Türkiye'nin sınırları dışında hangi alanlarla ilgili öncelikli sorumlulukları olduğu da ortaya çıkar.

Hele ki 2023 yılına doğru giderken, yani son Türk devletinin 100. Yıl dönümüne hep birlikte rota çizmişken "Türkiye'nin bölgesel liderlik" tezinin hayata geçebilmesi, bu alanlara ne derecede sahip çıkabildiği ve bu alanlar üzerindeki sesinin ne derecede yüksek olduğuyla doğrudan alakalıdır.

Şimdi geldiğimiz noktada sınırlarımız dışında yaşayan Türklere yeterince sahip çıkıp, çıkamadığımız ne yazık ki tartışmaya açıktır.

Özellikle son 2 yıl içerisinde yukarıda bahsi geçen alanlarda büyük kırılmalar yaşanırken, Türkiye bir türlü kendisi ile doğrudan bağları bulunan Türkleri göz ardı eden veyahut onları merkeze almayan bir yaklaşım benimsemiştir.

Söz gelimi Rusya'nın Kırım'da ne kadar hakkı varsa, Türkiye'nin Rusya'dan Kırım konusunda çok daha fazla hakkı olduğu üzerinde durulmamıştır.

Mesela Barzani IŞİD'i bahane ederek Irak'ın kuzey alanını kapsayacak şekilde hendekler kazıp kendince sınırlar çizerken, Kerkük gibi kadim Türk şehirlerinin peşmerge tarafından nüfusu değiştirme çabalarına kulak tıkanmış, görmezden gelinmiştir.

* * *

Aynı siyasetin bir başka önemli kırılma noktası ise bugün Suriye'dir.

Suriye politikasında başından beri Türkmen'i görmezden gelen yaklaşım, şimdi Türkiye'nin karşısına sınırlarımız boyunca Akdeniz'e kadar uzanacak bir PKK koridoru tehlikesini çıkarmıştır.

AKP'nin "mezhepçi" yaklaşımı Ortadoğu'da "Yeni Osmanlı" diyerek başlattığı ve özü Türkiye'ye de ait olmayan projeler sebebiyle Türkmen'i dışlamış, görmezden gelmiş ve mevcut hali ile de Türkiye'yi günden güne çok daha dar bir alana hapsetmeye, özellikle Ortadoğu İslam coğrafyasıyla bağını tümüyle kaldırmaya başlamıştır.

PKK'nın Suriye kolu olan PYD'nin en başında birbirinden kopuk halde yani topraksal bütünlüğü dahi bulunmayan 3 farklı alanda ilan ettiği sözde kantonlar bugün birleştirilme aşamasında son evrelerini yaşarken, 3 milyonluk Türkmen nüfusun yoğun olarak yaşadığı alanlarda IŞİD katliamına engel olunmaması, PYD'nin ilerleyişi ile beraber bölgede Türkmenleri zorunlu göçe tabi tutturup demografik yapının değiştirilmesi evresine ulaşmıştır.

Esad rejiminin Bayırbucak bölgesinde Rusya ile beraber yaptığı ve ileri nesil savaş gereçlerini kullandığı yoğun saldırılar karşısında Türkmenler ellerindeki son derece kısıtlı imkanlarla tutunmaya çalışmışlar fakat bu yetersizlik çatışmaların beklenen neticesinin değiştirilmesine mani olamamıştır.

Şimdi Suriye'nin geleceğinin tayin edileceği diplomatik evre yaşanmak üzereyken Türkmenler bir kez daha yok sayılmakta, feryatları duyulmamakta, hakları gözetilmemekte ve sesleri kısılmak istenmektedir.

Oysa Suriye'de, Araplardan sonra en kalabalık nüfusa sahip olan Türkmenler açısından mevcudun farklı istikametinde olan bir sonuç ortaya çıkmalıydı.

Ne yazık ki AKP'nin yanlış politikaları gelinen noktada Suriye'nin geleceğinden Türkmenleri silmenin hesap edildiği bir hale dönüşmüştür.

* * *

8 Aralık 2015 tarihinde Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da toplanan muhalifler, 35 kişilik Yüksek İstişare Komisyonu kurmuş ve bu oluşum, Cenevre-3 toplantısına kimlerin katılacağını karara bağlamıştı. Ne yazık ki oluşturulan heyette hiçbir Türkmen'e yer verilmemiştir.

Türkiye'nin koruması ve kollaması gereken Türkmenleri, bölgenin bir başka mezhepçi yaklaşım sergileyen ülkesi olan Suudilerin insafına bırakan AKP iktidarı böylelikle Türkmenlerin geleceklerinin yok olmasına kayıtsız kalarak aracılık etmiştir.

29 Ocak'ta başlayacağı ifade edilen ve Suriye krizinin ele alınacağı en kapsamlı toplantı olacağı söylenilen Cenevre-3 toplantısına Türkmenleri temsilen hiç kimsenin katılmayacak oluşunun beraberinde getirdiği anlam ortadadır.

Ayrıca aynı toplantı için Rusya'nın ve Suudi Arabistan'ın önerdiği "iki ayrı muhalefet bloğunun katılacak" olması, masada rejimi temsil eden Esad'ın ve dolayısıyla İran-Rusya dayanışmasının elini güçlendirecektir.

Çünkü muhalifler görüşmelerde sadece Esad rejimine karşı değil, aynı zamanda birbirlerine karşıda mücadele edeceklerdir. Bu da görüşmelerin ya yeniden sonuçsuz kalmasını, yada Esad lehine olan yeni kararlar alınmasını beraberinde getirecektir.

Fakat tüm bunlar olurken Türkmenlerin sesi ne yazık ki duyulmayacak, varlıkları dikkate alınmayacaktır!

Suriye'den Türkmen varlığının silinmek istenmesi bu tarifin açık bir izahıdır.

Oysa PKK'nın Suriye kolu olan PYD'nin aynı toplantıya kalımı için bir yandan Rusya'nın, diğer yandan ABD'nin uyguladığı yoğun baskı ortadayken, Türkiye bırakın PYD'nin bu toplantıya katılımının engellenmesini, Türkmenlerin aynı toplantıda temsil edilebilmesini bile sağlayacak yeteneğe ne yazık ki sahip değildir.

Uzun lafın kısası "Türklükle hesaplaşma zamanı geldi" zihniyetini taşıyan AKP, bu tavrını Suriye'de sürdürmüş ve netice alıştır!

Unuttuğu ise Suriye'deki Türkmen varlığının silinmesinin Anadolu'yu ateşe atabileceği gerçeğidir.

Makaleyi Hemen Yorumla