ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
Abla Kimin Ablası? - Kadir Özger / Konuk Yazar 854 okunma - 03 Şubat 2016

Takvimler 30 Kasım 2015'i gösteriyordu. Televizyonlarımızı açtığımızda "Ablamızın" muzaffer bir komutan edasıyla olağanüstü kongre talebinde bulunduğuna şahit oluyorduk. Moraller bozuk, gardımız düşmüş, aklımız karışmış vaziyette "Ablamızın" açıklamalarını dinliyor ve akabinde aynı ruh haliyle televizyonlarımızı kapatıyorduk. Evet... O gün bizler için zor bir gündü. Ne ile karşı karşıya olduğumuzu anlayamamış ve yine neyle mücadele edeceğimizi şaşırmıştık. Ardından bir sükunet ve düşünme hali kapladı her bir ülkü erininin zihnini.

   Bugün takvim 3 Şubat 2016'yı gösteriyor ve görülebiliyor ki Ülkücü Hareket her sarmalın içerisinden kendi doğrularını izleyerek ve gözeterek çıktığı gibi, bu ihanet sarmalının içerisinden de çıkmış vaziyette. İstikrarsızlık ve ihanet satan siyasi vaat tüccarlarına karşı dik duruş düsturunu bozmamış, yine kendi gelenek ve teamüllerini seçmiş durumda.

 

Peki  "Abla" neden bunu yaptı? Abla bizim Ablamız mıydı?

   Bu defa takvim 22 Aralık 2015'i gösteriyordu. Hüsamettin Özkan isminde eski bir siyasetçi çıkagelmiş ve Meral Akşener'e Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanlığı hususunda desteğini açıklamıştı. Hatta medyada Özkan'a ait olduğu söylenen şu ifadelere yer veriliyordu: "Akşener'in Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı olamaması durumunda, O'na merkez sağda yer alacak yeni bir siyasi parti kurmasında yardımcı olacağım.". Buraya kadar her şey normal görünüyordu. Eski bir siyasetçi, faal durumda olan başka bir siyasetçiye desteğini açıklıyordu. Bunda nasıl bir kusur veya kabahat olabilirdi ki?

   Hüsamettin Özkan ismi üzerinde durmak meseleyi aydınlatmak hususunda bize yardımcı olacaktır.

 

Kimdir bu Hüsamettin Özkan?

   4 Mayıs 2002'de dönemin Başbakanı Bülent Ecevit rahatsızlanıyordu. Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi'ne kaldırılan Başbakan Ecevit burada elli sekiz(58) gün geçiriyor veya geçirmek zorunda bırakılıyordu. Hastanede geçirilen elli sekiz(58) gün içerisinde hiçbir iyileşme belirtisi olmadığı gibi, Ecevit'in sağlık durumu da her geçen gün daha kötüye gidiyordu.

     Durum karşında şüphelenen Rahşan Ecevit, eşini hızlı bir kararla hastaneden çıkarıp tedaviye evde ve başka bir hekim eşliğinde devam edilmesini sağlıyordu. Tam da burada kirli bir oyunla yüzleşmek zorunda kalıyorduk. Elli sekiz(58) gün boyunca ayağa dahi kalkamayan Başbakan Bülent Ecevit, bir hafta gibi kısa bir sürede görevinin başına dönüyordu. Peki kimdi Ecevit'i 58 gün hastanede tutan, iş göremez hale getirmeye çalışan? Cevap, Ecevit görevinin başına döner dönmez ilk istifayı sunan siyaside saklıydı. Evet... Takvimler 8 Temmuz 2002'yi gösteriyordu ki hükümet ve parti görevlerinden ilk istifa eden isim Başbakan Yardımcısı DSP'li Hüsamettin Özkan oluyordu. Özkan'ın ardından altı(6) bakan daha kabinedeki görevlerinden istifa ediyor ve akıl sınırlarını zorlayan bir biçimde başbakanları ve genel başkanları Bülent Ecevit'e sırt dönüyorlardı.

   İstifaların ardından Hüsamettin Özkan'ın başını çektiği ekip, soluğu ABD'den getirilerek bir kahraman edasıyla millete sunulan Ekonomist Kemal Derviş'in yanı başında alıyor ve Yeni Türkiye Partisi adı altında partileşme sürecini başlatıyorlardı. Derviş'in sonradan bu siyasi yapı içerisinde yer almayıp CHP'de siyasi hayatını sürdürmesinin altında belki de ABD'nin kendi kahramanına kaybetmiş imajını yapıştırmak istemeyişi olabilirdi; kim bilir ? Keza 2002 seçimlerinde YTP'nin yüzde bir ile seçim barajının altında kalışı ve 2002 sonrası kurulan tüm hükümetlerin ABD ile ortak politika gütmesi ABD'nin başka bir siyasi yapı ile politik ortaklık yaptığı gerçeğini önümüze koyuyordu.

   Cereyan eden tüm bu kirli hadiselerin ortasında ise bir isim yer alıyordu: Hüsamettin Özkan.

 

Kıymetli Dava Arkadaşlarım; zihnimdeki sorulara cevap bulmaya aklım ve gücüm yetmiyor. Bir de siz arayınız.

1- Hüsamettin Özkan ismi benim Meral Abla'mın isminin yanında ne arıyor?

2- Marjinal soldan gelen bir siyasetçi merkez sağ partisi kurulumunda neden ön ayak oluyor?

3- Meral Abla gerçekten bizim ablamız mı?

 

Tüm bu okuduklarımız ışığında, "Birileri Irak Savaşı'nın arifesinde Saddam'la iyi ilişkileri olan Ecevit'i tasfiye ediyor olabilir miydi?" Veya "Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin,  7 Temmuz 2002 tarihinde istediği erken seçimin altında bu kirli oyunların önüne geçmek isteyişi olabilir miydi?" sorularının aklımızın bir köşesine düşmesi olağandır. Bu başlı başına analiz edilmesi gereken bir konu olduğu için bunu ayrı bir yazıda değerlendirmek istiyorum.

 

Allah'a emanet olunuz.

 

 

 

 

 

 

 

Makaleyi Hemen Yorumla