ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
SİYASETTE ORGAN NAKLİ VE GEÇMİŞİ OLMAYANLARIN SAHTE MASALLARI / Yıldıray Çiçek 10074 okunma - 10 Şubat 2016

Gazete ve televizyonlardan organ nakli haberlerini çoğumuz takip ederiz. Önce "çok başarılı bir operasyonla yüz, kol, bacak nakli yapıldı" denir. 1-2 ay geçtikten sonra "Maalesef organ nakli yapılan kişi doku uyuşmazlığı, kan zehirlenmesi, düşük tansiyon ve enfeksiyon sebebiyle hayatını kaybetti" diye üzücü haberlerde okuruz. Elbette çok başarılı ameliyatların örneği de var. Organ naklinden sonra mutlu aile yaşamına kavuşan, evlenip çocuk sahibi olanları da takip ediyoruz. 

 

Siyasette de böyledir. Bazen organ nakli gibi bünyeye katılanlar oluyor. Kimi doku uyumluluğunu yakalıyor, kimi de kan zehirlenmesi, düşük tansiyon ve enfeksiyon sebebiyle bünyede fazla barınamıyor. Merhum Başbuğ Türkeş'ten günümüze MHP içinde buna birçok örnek vardır. Başka partilerden, başka düşüncelerden bünyeye çok katılan oldu. Kimi uzun soluklu iken kimi ise çok kısa soluklu bünyede barınabildi. Keşke vücut hiç organ nakline girmese, keşke hep kökten gelen hücrelerle yoluna devam etse. Ama siyasetin doğasında maalesef organ nakli çoğu zaman oluyor.

 

MHP böyle bir organ naklini de 2011 yılında yaptı. O güne kadar MHP ve Ülkücü Hareket içinde ne bir tanıyanı ne de bir göreni vardı. MHP'de Genel Başkan Yardımcılığı yapan kayınbabası aracılığıyla bünyeye taşındı. Herkes "bu genç organ, bünyeye başarılı operasyonla nakledildi" dedi. Herkes sevindi, mutlu oldu. Ama fazla zaman geçmeden vücutta orası burası oynamaya başladı. Azerbaycan merkezli enfeksiyon kaptı. Oyun içinde oyun oynamaya başladı. Azerbaycan'dan yüksek yetkili biri MHP Lideri Devlet Bahçeli'ye telefon açtı, o organın nasıl bir enfeksiyon kaptığını anlattı. Zaten enfeksiyonun başka alanlara yayıldığını da gören MHP Lideri Devlet Bahçeli o organı bünyeden ihraç kararı aldı. Sadece kapatılmış Iğdır hastanesinde operasyon yapılsın dediği için, ihraç ameliyat masasında kaldı. Yüksek donanımlı hastaneye tekrar geldiğinde ilk operasyonla vücuttan alınacaktır.

 

Ben de 2011 yılına kadar tanıyıp, bilmediğim için hakkında hiçbir kanaat sahibi değildim. 2000 yılından itibaren Ülkü Ocakları Genel Merkezi ve MHP Genel Merkezi bünyesinde hizmet ediyorum. 2011 yılına kadar bu organı hareketin hiçbir aşamasında görmedim. Bazı bilgiler insana olay yaşandıktan sonra gelir. Bu herkesin başına, birçok olaydan sonra hep böyle olmuştur.

 

En ilginç bilgiyi de 1 Kasım seçimleri sonrası, MHP'de başlayan kongre tartışmalarından sonra öğrendim. Bu MHP bünyesine nakil olan organ, Ülkü Ocakları eski Genel Başkanlığı yapmış bir şahsiyetin yanına "MHP Genel Başkan adayı olmayı düşünüyorum, desteğinizi almaya geldim" demek için gittiğinde, Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı yapmış kişinin "Yahu sen solcu olduğun için biz seninle geçmişte kavga ettik, nasıl olacak bu iş?" diye cevap vermesinden sonra öğrendim. Ben bu bilgiyi öğrendikten sonra yazılarımda sürekli buna vurgu yapmaya çalıştım.

 

Bunu sık sık vurguladığım yazıları yazdığım günlerde de sosyal medyada bir yazı paylaşıldı. Yazının içeriği Ülkü Ocakları eski Genel Başkanının gösterdiği tavırla yüzde yüz uyuşuyordu. Yazı daha sonra sahibinin "tartışmalar içine girmek istemediğim için kaldırıyorum" demesiyle yayından kaldırılmıştı. Çünkü yazı aşırı bir şekilde paylaşılmaya başlamıştı. Yazının sahibi geçmişte İstanbul Ülkü Ocakları ve MHP Genel Merkezi bünyesinde görev yapmış, benimde yakından tanıdığım değerli bir şahsiyetti.

 

Tartışmalar içinde olmamak adına yazıyı kaldırdığı için ismini yayınlamayı da nezaketen düşünmüyorum ama yazısı aynen şu şekildeydi:

 

"1990 yılı, İstanbul'da öğrenci olduğum ve AÖS'de kaldığım yıl... Azerbaycan'a Rus tankları girmiş... Tabii bir infial içindeyiz... Bazı arkadaşlarla gece yurtta oda oda dolaşıp ertesi gün Rus Büyükelçiliği önünde protesto gösterisi yapmak için adam toplamaya karar verdik. Odaları dolaşmaya başladık. Herkes bir şeyler yapılması gerektiği konusunda hemfikirdi ama ziyarete gittiğimiz bazı arkadaşlar 'Ocağın bu işle bir alakası yok kendi başınıza iş çevirmeyin' diye bize kızıp ikaz ettiler. Tabii biz yaptığımızın doğru olduğuna inandığımızdan vazgeçmedik ve arkadaşlarla görüşmeye ve onları ertesi günü Taksim Meydanı'na çağırmaya devam ettik...(Geçenlerde gördüm o gece bizi 'Ocak bu işte yok..' diye ikaz edenlerden bazıları kendilerine bir genel başkan adayı bulmuş geziyorlar. Neyse 'Allah hayırlı etsin.' )

 

Sabahleyin topluca okula gidip oradaki bazı arkadaşlarla da görüştük. Ocak bu işte yok dendiği için 'bir kısmımız gidip Azerbaycan Derneği ile görüşelim eğer onların bir programı varsa haberleşip topluca onlara katılalım' dedik. Beyazıt Cebeci, şu an bürokrat olan bir başka arkadaş ve Elazığlı olduklarını hatırlayabildiğim bazı ülkücülerle Derneğe gittik. Anlattık... Ülkücü öğrenciler olduğumuzu ve bir programları varsa katılmak istediğimizi söyledik. Orada bulunan bir genç olağanüstü bir tepki göstererek ayağa kalktı. 'Ülkücüler de kim oluyor, bu işin ülkücülerle bir alakası yok... Benim TKP'li arkadaşlarım da gelecek. Bilmem hangi örgütte dostlarım var onlar da gelecek diye bağırmaya başladı.. Biz Kürşat'la daha ağzımızı açmadan Elazığlı çocuklar onun üzerine yürüdüler. Biz araya girip ciddi bir tatsızlık olmasına engel olduk zaten o şahıs da pabucun pahalı olduğunu görüp odayı terk etti. Biz de sola solculara TKP'ye ve anılan örgütlere yönelik biraz sinkaflı sözler söyledikten sonra dışarı çıktık.

 

Ne yapalım nasıl yapalım karar veremiyoruz... Beyazıt Kürşat 'haydi okuldan arkadaşları da alıp Taksim'e gidelim. Birileri vardır yoksa biz bir şeyler yaparız' dedi. Bunun üzerine Taksim'e yöneldik. Otobüste 'Ocak niye yok? Azerbaycan Derneği'nde bu Marksistler ne arıyor?' diye söve saya Taksim'e vardık. O gün Taksim'e vardığımızda gördüğüm manzara kadar beni duygulandıran ve mutlu eden çok az manzara görmüşümdür. Meydan ülkücülerle tıklım tıklım dolu. Erdem başkan ile Halit başkan organizasyon yapmışlar. Muhteşem bir miting yaptık... Bahsettiğim marksist bir ara mikrofonu alıp mitinge sahiplenmeye kalktıysa da Erdem başkan elinden megafonu alıp onu aşağı indirdi. Kendisi güzel bir konuşma yaptı.

 

O mitinge katılan arkadaşlarımızdan sonra Azerbaycan'a gidip mücadeleye katılanlar da oldu. Gazi olarak dönen bazı dostlarla hala görüşüyoruz.. Dernekte oturup muhtelif sol örgütleri ülkücülere tercih ettiğini söyleyen genç ise bugün MHP'de Genel başkan adayıyım diye geziyor... Sonra üniversitelerde başka protesto gösterileri de yaptık ve her seferinde sol amigoların saldırılarına maruz kaldık... Ancak bütün hengâmelere rağmen o günler Türk Birliği'nin çok yakın olduğunu anladığımız ve hissettiğimiz ilk gençlik günlerimizdi. Hala da buna inanıyoruz." 


(21 Ocak 2016)

 

***

Bu yazının içinde tarif edilen kişi şimdi, ömrünün 47 yılını davasına, partisine vermiş MHP Lideri Devlet Bahçeli'ye "MHP'nin başından ayrıl" çağrısı yapıyor. İlginçtir geçen günde televizyona çıkmış MHP'nin 47 yıllık tarihiyle ilgili ahkâm kesiyor.


"Ülkücü gelenek, ülkücü hukuk, ülkücü tarih" diyor. Ama işte tarih bazen insanın yakasını böyle bırakmıyor. Ne olduğunu bilmeyenler, neye ihtiyacı olduğunu da bilmiyorlar.


Ama biz kim olduklarını herkese öğreteceğiz.

MERHABA
İZNİNİZLE BU ÖNEMLİ YAZINIZI PAYLAŞIYORUM. BİZLERİ AYDINLATTIĞIN İÇİN TEŞEKKÜR..
ALİ BİLİR12.3.2016