ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
PYD'Yİ KOLLAYAN DA VURDURAN DA AYNI / Bahadır Çoban 430 okunma - 16 Şubat 2016

Tayyip Erdoğan'ın Suudi Arabistan ziyaretinden dönerken kurduğu cümleleri yeniden anımsamak gerekiyor.

Ne demişti Erdoğan? 

"Hiçbir zaman ABD ile dış politikada birbirimize zıt bir kopuş yaşamadık. Şu anda da aynı şekilde. "

"İster Demokrat, ister Cumhuriyetçi olsun, hepsiyle uyum içinde olduk. Bush'la uyum içindeydik. Obama'yla ilişkilerimiz iyi. Gönül istiyor ki ABD ile daha ileri aşamalara gidebilelim."

Bu açıklamalardan yola çıkarak AKP'nin PYD'ye yönelik başlattığı sözde mücadelenin samimiyetini sorgulayabiliriz. AKP'nin dış politikada hiçbir zaman zıtlaşmadığı ABD PYD için ısrarla terör örgütü ifadesini kullanmıyor. Bununla da kalmayarak PYD'yi Ortadoğu'daki müttefiki ilan ediyor.

Aslında AKP'nin de PYD ile herhangi bir husumeti yoktu. PYD lideri Salih Müslim defalarca Türkiye'ye gelerek AKP'li yöneticilerle toplantılar gerçekleştirmişti. Toplantıların ne derece samimi bir diyalog çerçevesinde yürütüldüğü "Kürdistan'ı Türkiye ile birlikte kuracağız" diyen PYD lideri Salih Müslim'den anlaşılıyordu.

Bunları tekrar tekrar hatırlatmakta fayda var… PYD Suriye'nin Ayn el Arap kentinde IŞİD ile savaşırken Kuzey Iraklı Peşmerge güçleri Türkiye topraklarını kullanarak PYD'ye askeri yardım yapıyordu. Bu yardım organizasyonunu tertipleyen ise "Peşmerge'nin Kobani'ye geçişini biz teklif ettik" diyen Recep Tayyip Erdoğan olmuştu.

Türk milleti 7 Haziran seçimlerinde AKP'ye sağlam bir Osmanlı tokadı vurmasaydı aynı tas aynı hamam devam edeceklerdi.  Fakat seçim sonuçları AKP'yi hem Başkanlık hayallerinden hem de tek başına iktidar gücünden yoksun bırakmıştı. AKP için o dakikadan sonra tek çıkar yol, süregelen ihanet politikalarını ivedilikle terk ve inkâr ederek hafızasını yitirmiş rolüne bürünmek ve toplumu buna ikna etmekti.

Ben Türk milletinin böyle bayağı numaralara pabuç bırakmayacağını düşünenlerdendim. Fakat ben ve benim gibiler böyle düşünedursun "hafıza kaybı taklidi" tam da AKP'nin fikir ve eylem planına uygun olarak oya dönüşüyordu.

AKP 2009'dan bu yana çözümde yoldaşlık yaptığı, şehirlere silah yığınağı yapmasına göz yumduğu PKK ile 22 Temmuz'dan itibaren güreşe tutuşarak yitirdiği taraftar kitlesini yeniden kazanmaya çalıştı. PKK ise çözüm süreci kapsamındaki çatışmasızlık ortamını fırsat bilerek kadrosunun önemli bir bölümünü Suriye'nin kuzeyine kaydırmış, şehir savaşları alanında staj görüyordu.

Tüm bunlar olurken PYD lideri Salih Müslim ara ara Türkiye'ye gelerek bölgesel gelişmeler hakkında AKP'liler ile toplantılar gerçekleştiriyordu. Son ziyaretini ise 20 Haziran 2015 tarihinde, yani 22 Temmuz'da başlayan terörle mücadele döneminden 1 ay önce yapmıştı.

1 Kasım seçimleriyle yeniden iktidar olan AKP 7 Haziran-1 Kasım arası bahsini hiç açmadığı Başkanlık hülyasını yeni bahanelere sararak milletin önüne koydu.

Zira Tayyip Erdoğan'ın "de facto" olarak uyguladığı Başkanlığın resmiyet kazanması için anayasal bir değişiklik gerekiyor. Başkanlık sisteminin halkoyuna sunulabilmesi içinse ithal 13 milletvekiline ihtiyaç var. Bu noktada AKP'nin önüne iki yol çıkıyor:

Diğer partilerden 13 tane milletvekili transfer etmek ya da ülkeyi erken seçime sürüklemek. Şuanda AKP'nin önceliği 13 milletvekili satın alarak herhangi bir patırtı ve gürültüye mahal vermeden referandum sürecini başlatmak. Bunun için muhalefetten kimi milletvekilleriyle görüşmelere başladıkları biliniyor.

Bu plan tutmazsa geriye tek yol erken seçim kalacak. Erken seçim senaryosu ise PYD ile mücadele bahanesiyle ülkeyi savaşa sürükleyerek meşruluk kazanacağa benziyor. 

Muhtemel ki PYD'ye yönelik kara operasyonu başladığında yerli hainler 6-7 Ekim olaylarında olduğu gibi sivil bir ayaklanma teşebbüsüyle ülkeyi kan gölüne çevirirken AKP için erken seçim kararı almak tereyağından kıl çeker gibi basitleşecek. Çünkü anayasaya göre ülkede büyük bir kaos ortamının olması erken seçim ilan etmek için yeterli bir gerekçe.

Hangi yöntemle olursa olsun sandık seçmenin önüne konulduğunda Başkan namzedi Erdoğan'ın AKP'ye oy vermeyen seçmenlerden de oy alması gerekecek. Zira Erdoğan'dan nefret eden yüzde 51'lik bir seçmen kitlesi bulunuyor.

Bu sebeple "Van minut"u andıran "Eyy ABD"'li sahte yakarışlar ve Erdoğan'ın mülteci kriziyle alakalı AB yetkililerine sarf ettiği iddia edilen sert söylemler Erdoğan'ın peyderpey yok alan karizmasını tazelemek için kullanılıyor.

Burası ilginç, çünkü 17/25 Aralık'ta internete sızan para trafiği görüşmelerine montaj diyen Erdoğan AB'li yetkililerle gerçekleştiği iddia edilen görüşme tutanaklarını itiraz etmeden kabul ediyor ve kendisine atfedilen sözleri gururla sahipleniyor.

Önümüzdeki süreç Erdoğan'ın imaj çalışmalarının gözümüze sokulduğu ve Suriye temalı savaş naralarının atıldığı bir döneme girdiğimizin habercisidir.

Zira Erdoğan ve yüzde 51'lik seçmen kitlesi arasındaki nefret çıtasının kırılabilmesi için Erdoğan'ın öncülük edeceği toplumsal bir kenetlenme ortamının yaratılması gerekiyor. Savaş bu durumun tahakkuku için biçilmiş kaftandır.

Makaleyi Hemen Yorumla