ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
DOĞU AKDENİZ HESAPLARI TÜRKİYE'NİN ELİNİ ZORLUYOR / İsmail Özdemir 469 okunma - 05 Şubat 2016

Belki de Türk dış politikası bu derecedeki hızlı ve baş döndürücü gelişme trafiğini 100 yıl önce görmüştü.

Irak ve Suriye'ye odaklanmışken, Türkiye'yi çevreleyen her alanda yaşanan büyük kırılmalar, kimin nasıl bir hesap üzerinde bulunduğu ve gündelik değişen dengeler sorunu, hangi ülke tarafından doğru okunu ve değerlendirilirse önümüzdeki 100 yılda onun güç merkezi haline geleceğini söylemek yanlış olmaz.

Karadeniz, Doğu Akdeniz, Kızıldeniz, Basra ve Hazar arasında bulunan tüm sahada olan biteni anlamazsak Türkiye'nin 2023 ve 2053 hedeflerine ulaşması güçleşir.

Bölgesel Liderlik ile 2023'e uzanmak isteyen Türkiye, Küresel Güç hedefini gerçekleştirmek istediği 2053 yılına sağlıklı ve arzuladığı biçimde erişmek istiyorsa evvela ilk adımını doğru atmalıdır.

Bahse konu olan bu gelişmenin bana göre en önemli ayağınıysa mevcut durumda Doğu Akdeniz oluşturuyor.

Şimdiki gündem Suriye üzerinden şekilleniyor olabilir ancak Suriye'nin Akdeniz'e açılan bir sahil şeridi olduğunu unutursak, resmin genelini görme imkânımız ne yazık ki kalmıyor.

Yaklaşık olarak 7 yıl önce gündeme gelen Katar ve Suudi Arabistan gazını Ürdün, Suriye üzerinden Türkiye'ye, bizden de Avrupa'ya ulaştırılması projesi ABD ve AB'nin ilgi duyduğu bir atılım olsa da, Esad'ın Moskova yönetiminin devreye girmesinin ardından bu plana rıza göstermeyişi farklı seçenekleri gündeme getirmeye başladı.

Görünen o ki Suriye'de başlayan iç savaş belki de çağımızın en önemli enerji hattı olacak bu projeyi sekteye uğrattı ve birden bire türetilen IŞİD, tam da hattın Suriye'den geçiş güzergahının orta yerine konduruldu!

* * *

Rusya'nın 30 Eylül 2015'te aktif olarak Suriye sahasına girmesi ise işleri baştan sona değiştirdi. Neticede Moskova, Avrupa'nın doğalgaz alımı konusunda sahip olduğu eşsiz avantajı bir başkasıyla asla paylaşmak istemediğini Nabucco Projesi'ne vurduğu darbe ile göstermişti.

TANAP'ın ardından hayata geçmesi halinde Türkiye'yi önemli bir enerji üssü haline getirebilecek olan Ortadoğu doğalgazının Avrupa'ya taşınması hedefi de yine aynı nedenlerden büyük darbe almış durumda.

Böylesi bir atmosferde AKP'nin "imdat çekici" aniden İsrail oldu.

"İsrail dostumuzdur" çarkı ile başlayan dönem, Erdoğan'ın "İsrail'e ihtiyacımız var" söylemiyle aslında Suriye üzerinde sekteye uğrayan projenin Akdeniz'den geçirilip geçirilmeyeceğinin düşünüldüğünü, duruma vakıf olan herkes nazarında tartıştırır hale getirdi.

İsrail'in de Başbakan Natenyahu'nun özel temsilcisi Dore Gold ağzından söylediği "Tek seçenek Türkiye ile anlaşmak" sözü, enerji hesabı güden özellikle iktidara yakın çevrelerde "mutluluk ve heyecanla" karşılanmıştı.

Oysa unuttukları, batının üç şımarık çocuğundan biri olan İsrail'in söylediği sözlerdeki samimiyetinin bulunup bulunmadığıydı!

Nitekim batının bir diğer şımarık çocuğu olan Rumlarla, İsrail'in yakınlaşması da uzun sürmedi!

Türkiye ile ilgili olumlu mesajlar verdiği söylenilen İsrail, geçen hafta Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan ile üç ülkenin başbakanlarının katıldığı (yani en üst seviyede) ortak bir görüşme gerçekleştirerek, üç ülkenin Doğu Akdeniz'den çıkarılacak doğalgazı önce Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ne, ardından da Yunanistan üzerinden Avrupa'ya taşınması konusunda anlaşmaya varıldığını duyurdu.

Ayrıca aynı görüşmede üç ülkenin elektrik şebekelerinin de birleştirilmesi kararı alındı.

* * *

Bu durum Doğu Akdeniz'e kıyısı bulunan üç ülkenin aralarında bölgenin en büyük stratejik enerji işbirliğini kurma yolunda olduğunu gösteriyor.

Meseleyi Türkiye açısından sorunlu hale getiren üç önemli durum, bu konular ele alındığında karşımıza çıkıyor.

1-Doğu Akdeniz'de Münhasır Ekonomik Bölgeler (MEB) üzerinden varılan/varılacak anlaşmalarla, Türkiye'nin sahip olması gereken deniz alanının sınırlandırılma ve küçültülmesi çabaları.

2-Doğu Akdeniz sahasından çıkarılacak gazın Türkiye'yi by-pass ederek Avrupa'ya taşınması planları ve Suriye krizinin geleceğine bağlı olarak Ortadoğu (özellikle İran) gazının da Suriye üzerinden uzanacak bir hatla bu projeye dâhil edilmesi.

3-Kıbrıs'ta süren müzakerelerin Rumlar lehine sonuçlanması durumunda Türkiye'nin neredeyse Akdeniz'de gemi dahi gezdiremeyecek bir hale gelmesi ve bölgenin en stratejik merkezinden askerlerini geri çekmek zorunda kalması.

Şüphesiz ki bu konuların hepsi başlı başına Türkiye'nin milli menfaatlerine aykırı olduğu gibi milli güvenliğini de tehdit etmektedir.

İsrail'in burada ne yapmaya çalıştığı akıllara gelebilir. Belki Türkiye ile ilişkileri normalleştirme yolunda elini "alternatiflerim de ar" mesajıyla güçlendirmek istiyor, belki de tam tersi Türkiye'yi büyük bir tuzağa düşürmek.

Neresinden bakarsanız bakın, İsrail'in bu davranışına karşı şaşırılmaması gerektiği gibi Türkiye'nin lehine olacak yada Erdoğan'ın söylediği gibi "Türkiye'nin İsrail'e ihtiyacı olduğu" durumda yine İsrail'den samimi ve olumlu adımlar beklemek hayalcilik olur.

* * *

Asla unutulmamalıdır ki dış politika hayaller ve temenniler üzerinden yürümez!

Hangi ülke olursa olsun, kim size ne kadar muhtaçsa, o kadar ve aynı derecede dostunuz olur.

Ne yazık ki 14 yılda bu anlayışı kaybettik.

Şimdi atılacak ve atılması gereken adımlardaysa Türkiye mutlaka Doğu Akdeniz'deki varlığımızı ve haklarımızı "ne pahasına olursa olsun savunacağını" gösterecek bir duruşu ortaya koymalıdır.

Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nin kendi başına MEB ilanı ve Mısır, Lübnan, İsrail gibi Doğu Akdeniz'de kıyısı bulunan ülkelerle yaptığı ve uluslararası hukuka da tümüyle aykırı olan deniz alanlarını belirleyen anlaşmaların Türkiye nazarında kabulünün asla mümkün olmadığı BM dâhil tüm diğer çevrelere etkin bir şekilde sunulmalı, kabul ettirilmelidir.

Türkiye'nin tek taraflı ilan edebileceği MEB kararının hala ilan edilmemiş olduğunu söylemek gerekir.

Diğer yandan donanmamız daha önce hiç olmadığı kadar Doğu Akdeniz'deki varlığını ve etkinliğini artırmalı, milli menfaatlerimizi koruma konusunda tabir yerindeyse şakamızın olmadığı dost-düşman herkese gösterilmelidir.

Tüm bunlarla birlikte Ortadoğu'da bulunan enerji kaynaklarına erişim ve Türkiye üzerinden iletimi konusunu belki de yeniden ele almakta fayda var.

İsrail'in Türkiye'ye kazık atmasını önlemek için Mısır ile ilişkileri düzelterek, Türkiye-Mısır arasında doğrudan deniz aşırı bir hat kurulabileceği ihtimali üzerinde durmak gerekebilir.

Acaba tüm bunları anlayabilecek ve uygulayabilecek kapasite ve şuur AKP'de var mı?

Derdi Büyük Ortadoğu Projesi olanların bunları Türkiye lehine değerlendirebileceğine olan inancımız ne yazık ki sıfırdır.

Makaleyi Hemen Yorumla