ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
MÜZAKERE ŞEHİTLERİ / Kadir Yıldız 457 okunma - 28 Mart 2016

"Açılım süreci" diyerek başladılar…

36 etnik kökenin bulunduğu ülkemizde her etnik köken birbirine düşman gözüyle bakıyormuş…

Açılım süreciyle beraber aramızdaki duvarları yıkacakmışız…

Komşuluk ettiğimiz Laz, Çerkez, Boşnak, Roman, Rum ve diğer kökendeki vatandaşlarımızla kucaklaşacakmışız…

Demir perdenin Sovyetlerde değil Türkiye'de yaşandığının farkına varamamışız bunca zaman…

Göremediğimiz o demir perdenin kalkacağını duyunca avuçlarımız patlayana kadar alkışladık.

***

Dahası da varmış…

"Barış süreci" diyerek devam ettiler.

Kiminle barışacağımızı bilmiyorduk…

Sonradan öğrendik ülkemizde bir "Kürt meselesi" olduğunu…

Meğerse kız alıp verdiğimiz, aynı sıralarda dirsek çürüttüğümüz, aynı ekmeği bölüştüğümüz, beraber ağlayıp beraber güldüğümüz Kürt vatandaşlarımızla barışacakmışız…

Ne zamandan beri küs olduğumuzu bilmeden yine avuçlarımızı patlatmaya devam ettik…

***

Ülkemizde sıfır noktasına gelen, elebaşı fare deliğine tıkılan terör örgütü PKK'nın bitmesi için 'çözüm süreci'nin başlaması gerektiğini öğrendik bir gün…

Habur'da davul zurna ile karşıladık ilk kafileyi.

Devletin savcılarını ayaklarına kadar gönderip "hoş geldin" etmeden duramadık…

Bunların "güzel gelişmeler" olduğunu duyunca yine avuç içlerimiz girdi devreye…

***

Yetmez! Siz ne yaparsanız "yetmez ama evet" dedik…

İmralı'daki caninin konforunu en üst düzeye çıkardık. "Sen ne güzel bir terör örgütü kurmuşsun öyle" diyerek taltif ettik…

Nobel ödülünü onun yerine başka bir haine verdiler ama biz de ona fetva kapılarını açıp cenneti vaat ettik…

***

Meclis kapılarını ardına kadar açıp "özerk kürdistan" diye avaz avaz bağırmalarını tebessümle karşıladık…

Genel kurullara kol kola girip kol kola çıktık. Bir izzet bir ikram ki sormayın…

Heyetler kurup İmralı'yı suyolu ettik…

Kandil'e aşk mektupları yazdık…

Oslo'da nikâh masasına oturup Dolmabahçe'de balayına çıktık…

Nikâh şahidimiz İmralı'daki cani olsun istedik.

Kendisi gelemedi ama tebrik mesajını gururla dinledik…

Sıra gecelerinde "megri megri" diye haykırıp, selamlarımızı taaa Kobani'ye gönderdik…

Ülke olarak gururla izledik…

Alkış tutarken kendimizden geçtik, kimimiz g.t kılı olmaya karar verdik, kimimiz de yalayıp ısırmak için sıraya girdik…

***

Ne de olsa analar ağlamıyordu… Ağlayan anaların gözyaşlarını görmezden geliyor, "bunlar hükümeti devirmek için numara yapıyorlar" demeye devam ettik…

***

Barış, Açılım, Milli birlik ve kardeşlik… Hepsi fos çıktı.

"Çözüm süreci" buzdolabına alındı…

"Terörle mücadele" ifadeleri gazetelerin başköşesinde, ekranların büyük puntoları arasında yer almaya başladı…

Biz yine avuçlarımız patlayana kadar alkışladık. Teröristle masaya oturulduğunda yaptığımız gibi…

Alkış tutmak için bahane üstüne bahane aradık. Niye ve neyi alkışladığımıza bakmadan…

***

Son 8 ayda tarihimizin en çok şehidini verdik…

Yüzlerce ailenin ocağına ateş düştü…

"Bu şehitler neden geliyor?" diye sormadan "helal olsun terörle mücadele ediyorlar" dedik…

Evet, ediliyor, çokta iyi yapılıyor…

Ama biten terörü hortlatıp daha sonra da tekrar bitmesi için mücadele edildiğini görmedik. İsmi sürekli değiştirilen b.ktan bir sürecin bize yüzlerce şehide, binlerce gaziye mal olduğunu…

***

Gördüğü her kötü rüyayı hayra yoran milletim, yaşadığımız bu kara günleri neye yoruyor acaba?

Makaleyi Hemen Yorumla