ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
“ERDOĞAN’IN GİZLİ AJANDASI” KİTABININ YAZARI KADİR YILDIZ İLE SÖYLEŞİ / Burak Özcan 182 okunma - 10 Nisan 2016

Kutlu Sesleniş Dergisi’nin bu sayıdaki söyleşisini Ortadoğu Gazetesi köşe yazarı Kadir Yıldız ile gerçekleştirdik. Geçtiğimiz günlerde Berikan Yayınevi tarafından yayımlanan “ERDOĞAN’IN GİZLİ AJANDASI” kitabı üzerine sohbet etme imkanı bulduk.

- Kadir Bey öncelikle dikkatimi çeken bir soru ile başlamak istiyorum. Kitabınızın adı neden Erdoğan’ın Gizli Ajandası?

Toplumun değerlerinden kopuk bir siyaset izleyen kurum, kuruluş veya siyasi liderlerin programlarının toplum tarafından kabul görmeyeceği veya baskın olarak kanıksanmayacağı düşüncesi ile asıl niyetlerini gizlemek için izledikleri yol haritaları vardır. Bu yol, sistematik bir biçimde toplumun kabul çizgisinin kaydırılması ile başlayan gri propaganda halinin bir müddet sonra siyah propagandaya dönüştüğü ve gerçeklerin gizlenip sadece görülmesi istenilen olguların topluma sunulmasıyla oluşur. Bu süre içerisinde izlenecek metotlarda belli bir program dahilinde yürütülür.  Bu program kurum, kuruluş veya siyasi liderin gizli ajandası olarak kabul edilir. Gizliliğinin sebebi, topluma gösterilmek istenmeyen durumların bu programda yer almasından dolayıdır. Erdoğan’da AKP genel başkanlığına seçildiği ve başbakanlık koltuğuna oturduğu günden bu yana toplumun kabul çizgilerini değiştirmek adına birçok siyasi manevrayı oluşturduğu gizli ajanda aracılığı ile yürütmüştür. Kitabımızın adı bu yüzen Erdoğan’ın Gizli Ajandası olarak belirlenmiştir. Buradaki maksadımız ise toplum üzerinde yürütülen ve uzun zamandır altı doldurulmadan üstün körü geçiştirilen algı yönetimi unsurunun AKP ve Erdoğan tarafından nasıl hayata geçirildiğini örnekleriyle okuyucularımıza sunmaktır.

- Siyasi liderler neden algı yönetimine başvurmayı tercih ederler?

Bir toplumu şekillendiren unsurun başında onun tarihsel geçmişi ve kültürü vardır. Geçmişten alıp günümüze taşıdığı ve onu diğer milletlerden ayıran özellikler… Bu özellikler onun sosyal hayat içerisindeki kabul çizgilerine, sınırlarına ve olaylara yaklaşım tarzlarına yön verir. Algı yönetimine başvurmayı seçen siyasi liderler ise bu kabul çizgilerini değiştirip kendi siyasi çizgisinin sınırlarını kabul eden bir toplum meydana getirmek gayesini taşırlar. Bu süreç tabii ki bir anda sonuç vermez. Sinirleri alınmış birey modelinden tepkisiz bir topluma evirilen bu süreç yavaş yavaş işlenir. Tıpkı madde bağımlısı insanlarda olduğu gibi.  Siyasi liderler de ortaya koyduğu politikaların toplum tarafından kabullenilmesi için algı yönetimine başvururlar. Bu kabullenme elbette gerçek bir kabullenme olmadığı gibi toplumu zorunlu kılan kabullenmelerdir. Bu süreçte yarı yalanlar üzerinden bir gerçek inşa edilir. Örneğin 2002 yılında Öcalan ile müzakere edileceği söylenmiş olsaydı toplumun tepkisi çok yoğun olacaktı. Ama 12 yıl içerisinde toplumun kabul çizgileri sosyo-psikolojik metotların vasıtasıyla öyle bir kaydırıldı ki insanlar Öcalan’ın namazında niyazında biri olduğu söylendiğinde bile alkış tutmaya başladılar. Maalesef AKP hükümeti son 14 yılda gerçeklerin değil, gerçekmiş gibi olanların kabulü noktasında önemli mesafe kat etti.

 

- Algı yönetimi dünyada ilk ne zaman kullanılmaya başlandı?

Algı yönetiminin ilk uygulandığı saha ticaret amaçlıdır. Tabi algı yönetimi derken sadece söylemler üzerinden gitmek yanlış olur. Psikolojik Operasyonlar, Propaganda ve bunları destekleyen bir dizi psikolojik faktörler algı yönetiminin parçalarıdır. Algı yönetimi ilk olarak psikolojik bir unsur olan bilinçaltı yönlendirmesiyle kendisini göstermiştir. 1950’li yıllarda İngiltere’de kullanılan algı yönetimi sayesinde mağazaların alışveriş oranında artış gözlemlenmiştir. Bunu ise, mağazalarda müzik altından “satın al, satın al” cümlesinin insanların duyma eşiği altında verilmesiyle sağlamışlardır. Bu cümle insanlarda satın alma eğilimini artırmış ve fark edildikten sonrada yasaklanmıştır. Ülkemizde de bu tip uygulamalar siyasi arenada AKP tarafından kullanılmaktadır. RTÜK de bu konuda yayın yasağı getiren bir kurum olmaktan çıkıp algı yönetimini hayata geçiren medya kuruluşlarına da eğilmelidir. İnsan beyni çok muazzam bir işleyişe sahip. Bu konuda bilim oldukça yol kat etti. Algı yönetiminin mutfağında bulunan uzmanlar da bir fikrin kesin yargıya dönüşmesi için insan beyninin 12 gün bunu tekrar etmesinin yeterli olduğunu söylüyorlar. Nitekim bugün AKP’de bir konu üzerinde algı yönetiminde bulunacağı zaman bunu ya ilk 12 gün ya da son 12 gün içerisinde gerçekleştiriyor. Bu süre içerisinde yapılan müdahaleler uygulanan algı yönetimini tersine çevirebilir. Ama yerinde uygulanmayan bir müdahalede değiştirilmesi zor yargılara dönüşür. Bunlar tabii ki Erdoğan’ın marifetiyle değil, ona bu konuda danışmanlık yapanlar sayesinde gerçekleşiyor. Erdoğan burada sadece güzel bir oyuncu.

- Peki AKP?

AKP ise ilk algı yönetimini 2002 milletvekilliği genel seçimlerinde kullandı. AKP’nin seçim çalışmasını yürüten “Arter Advertising” şirketi 57. Hükümet dönemini kriz ve kaos dönemi olarak işledi ve AKP’yi Türkiye’yi kaostan kurtaracak bir parti olarak halka sundu.  Billboard çalışmalarında 57. Hükümete atıfta bulunduğu söylemler içeren afişlerini siyah zemin üzerinde işledi. Burada siyah rengin kullanılmasındaki amaç ise 57. Koalisyon hükümetinin Türkiye’nin karanlık bir dönemi olduğu vurgusunu öne çıkarmaktı. “Yakın ışıkları yolsuzluklar bitsin” şeklinde işlediği tema ile de 57. Hükümetin yolsuzluk yaptığına atıfta bulundu. Burada hem 57. Koalisyon hükümetini yolsuzlukla suçlamış hem de bu yolsuzluğu AKP’nin bitireceği umudunu aşılamaya çalışmıştır.

- AKP algı yönetimde hangi araçları kullanmaktadır?

Algı yönetiminde kullanılan araçlar dönemin teknolojik düzeyiyle yakından ilgilidir. 1950’li yıllarda sadece ses ve afiş üzerinden yürütülen algı yönetimi psikoloji ilminin gelişmesiyle de bilinçaltı göndermelerin yer aldığı bir yöntem halini aldı. AKP’de günümüzde ses ve afiş çalışmalarından yararlandığı gibi buna anket değerlendirmelerini de eklemiştir. Medyayı da etkin bir biçimde kullanmaya başlamıştır. Medya algı yönetimin en son çıkış basamağıdır. Algı yönetim sürecini mutfak olarak tabir edersek, medya da algı yönetimin en son servis edildiği aşamadır. 12 Ulusal gazete, 19 ulusal televizyon ve 4 haber ajansı AKP’nin basın yayın organı gibi çalışmaktadır. 17-25 Aralık öncesi bu yayın organları zikredilenlerden daha fazlaydı. Bu medya kuruluşları ise Türkiye’de insanların en çok takip ettiği yayın kuruluşlarıdır. İnsanlarda “çok ve sık” söylenileni doğru kabul etme eğilimi vardır. Bu yayın kuruluşlarını takip eden insanlar da medyada en çok ve geniş yer alan bilgilerin doğru olduğunu kabullenme eğiliminde olduğu için bu durum AKP’nin işini daha da kolaylaştırmıştır.  Örneğin çözüm sürecine verilen desteği bu vasıtalar aracılığıyla ikna sürecini işlemişler, yine çözüm sürecinin terör örgütünü azdırdığını ve terörle mücadele edilmesini gerektiğini de yine bu vasıtalarla kabullendirmişlerdir. İkinci durumun sonucunun birincisi olduğu ve bunun da sebebinin yine AKP olduğu telaffuz bile edilmemiştir.

- Sizce algı yönetiminin toplumu sürüklediği olumsuz sonuçlar nelerdir ve bu olumsuzluklardan nasıl kurtulabiliriz?

Algı yönetimi, insanlarda kendi isteklerinin önceliğini ikinci plan itmeye sebep olmuştur. Dışarıdan bir yönlendirme ile insanlar sosyal hayatlarını ve siyasi eğilimlerini şekillendirmek zorunda kalmışlardır. Zorunda kalmışlardır diyorum çünkü insanların gerçek istekleri başkalarının isteklerinin önüne geçmiştir. Toplumdaki gruplaşmaların keskin hatlarla çizilmesini sağlamışlardır. Bu konuda kitabımda belirttiğim en somut sonuç ise sosyal şizofrenidir. Birçok fikrini tasvip etmediğim ama bu konuda önemli bir tespitte bulunan Prof. Dr. Nevzat Tarhan bu durumu oldukça net bir şekilde ortaya koymuştur.

- Nedir peki bu sosyal şizofreni?

Bundan önce şizofreniyi tarif etmek gerek. Şizofreni, insan beyninde ortak bir ideal oluşturmazsa beynin bir bölgesi farklı diğer bölgesi farklı çalışmaya başlar ve şizofreni ortaya çıkar. Toplumda da bu durum aynıdır. Ortak ideal ve ülküleri yok ettiğiniz zaman toplumsal çatışma ortaya çıkar buna da sosyal şizofreni denir. Bunun ilk belirtilerini 36 etnik gruptan bahsedildiği zaman gördük. Toplumun bir arada yaşama felsefesini ve ortak ideallerini yok edip hepsine farklı bir amaç yüklediğiniz zaman birlik zedelenir. Bu durumda farklı hedefler peşinde koşan grupların oluşmasına yol açar. Bu istekler zamanla keskin bir hat halini alır ve bir arada bulunulması zor bir duruma gelir. Dikkat ederseniz siyaset toplumun önceliği haline gelmiştir. İnsanlar çevresi ile olan ilişkisini siyaset üzerinden şekillendirmeye başlamıştır. Siyaset toplumun merkezine yerleşmiş ve asli unsur olan bir arada yaşama ülküsü ikinci plana itilmiştir.

- Bunu önlemek zor mudur?

Hayır. Sadece birin etrafından toplanmayı sağlayabilecek bir irade bu durumu rahatlıkla düzeltebilir. Buna en güzel örnek 57. Koalisyon hükümetidir. Farklı siyasi görüşlerin temsil edildiği, terörün olmadığı bir siyasi irade… Medya’nın tek elde toplanmasını önleyerek, anket şirketlerine geliş güzel anket yayınlama ayrıcalığına yasal düzenleme getirerek ve “benim doğrum” anlayışını “bizim doğrularımız” yaparak bu durumun önüne geçilebilir. Siyasi mühendisliğin iktidar sahiplerinin değil, toplumun yararına olacak şekilde yapılması ülkemizi ve toplumu içine girdiği bu çıkmazdan rahatlıkla kurtarabilir.

- Kadir Bey gerçekleştirdiğimiz söyleşi ve yapmış olduğunuz açıklamalar için teşekkür ederiz. Son olarak eklemek istediklerinizle bitirelim.

Öncelikle ben teşekkür ederim. Tabii ki burada anlattıklarımız esas anlatılması gerekenler açısından yeterli veriler değil. Bu konu birçok detay içeren ve dikkat edilmesi gereken bir konu. Çağımızın neredeyse en büyük silahı haline gelmiş olan algı yönetimini ve AKP’nin bunu nasıl kullandığını anlatmak burası için yetersiz kalır. Bu bakımdan okuyucularımızın ERDOĞAN’IN GİZLİ AJANDASI isimli kitabımızı alıp okumalarını tavsiye ediyorum. Bunu bu günümüz için değil, geleceğimiz için yapmak zorundayız. Grup psikolojisinin ve insanların istek dışı yönlendirmelerinin nasıl bir profesyonel tezgahtan geçip uygulandığını görmek isteyen herkesin bu kitabı mutlaka incelemeleri gerektiği kanaatindeyim. Okuyucularımızın bu kitabı okuduktan sonra “nasıl dikkat etmemişiz” dediklerini şimdiden duyar gibiyim…

Makaleyi Hemen Yorumla