ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
ŞAİR/YAZAR LÜTFİ YILDIZ İLE SÖYLEŞİ / Burak Özcan 346 okunma - 30 Haziran 2017

-Sayın Yıldız, Ülkücü camianın yakından tanıdığı biri olarak sizi bir kez daha okurlarımıza hatırlatmak için kısa bir özgeçmiş alabilir miyiz?

Öncelikle bu nezih sohbet ortamını hazırladığınız için sonsuz teşekkürlerimi belirtmek isterim.

1962 Sivas doğumluyum. Ortaokul yıllarımda ailemin Kayseri'ye taşınması sebebiyle bu ilimizde büyüyüp serpildim. Kayseri ilimiz edebiyat ve sanat yönüyle çok aktif bir ilimizdir. Dönemin Kayseri’deki edebiyatçıları ve halk aşıklarının uzun yıllar sohbetinde bulundum. 1978 yılında dönemin “Hergün” gazetesinde muhabirliğe başlarken lise birinci sınıf öğrencisiydim. Okulumdaki Türk milliyetçisi ve ülkücü hocalarımın ilgi ve yönlendirmeleri sonucu kendimi basın ve edebiyat dünyasında buldum. Güzel Sanatlar mezunuyum.

 

-Şu güne kadar kaç adet eseriniz yayınlandı ve bunlardan bir kaçının ismini öğrenebilir miyiz?

Şu ana kadar 18 araştırma, 16 şiir, 6 roman, 2 adette deneme çalışmalarım oldu. 15 ciltlik “Destanlaşan Ülkücü Hareket” adlı eserimde ülke ve yurt dışında katledilen ülkücü şehitlerimizi ve dönemin yansımalarını ele aldık. “Sessiz Çığlık” adlı eserimde ise topluca katledilen ülküdaşlarımı ve 12 Eylül’de idam edilen 9 ülküdaşımızı kaleme aldık. Bir başka araştırma eserim ise, Osmanlı’dan günümüze süregelen Kürtçü isyanları anlatan “İçimizdeki Yarasalar”dır. Şiir alanında ise “Dağlardaki Sen Miydin”, “Urganlarda Sergilediler”, “Gökçe Gelin”, “Kuşanırım Öfkemi” vesaire, roman olarak “Kar Hüznünde Giden Yiğit”, “Kan Gözümde Düğümlendi” gibi eserlere imza attık.

 

-Sayın Yıldız, sizin aynı zamanda bir ressam ve heykeltıraş olduğunuzu biliyoruz. Bu noktada ki birikimlerinizi de okurlarımıza aktarmanızı isteriz.

Gayet tabi ki. Şeref duyarım. Yoğun olarak araştırma konulu eserler üzerinde çalıştığım için resim alanında doğrusu biraz tembellik etmiş bulunuyorum. Kişisel 6, karma olarak 12 kez sergim oldu. Yurt içi ve yurt dışı resim sergilerine bundan sonra daha yoğunluk vermeyi düşünüyorum ancak, şu anda elimde bitirmem gereken bir araştırmam daha var. Bu çalışmam 12 ciltten oluşacak olan ve "Köklü Çınar" adını taşıyan, Ülkücü Hareketin il il tarihçesini içeriyor. İnşallah ülküdaşlarımıza bu eseri temmuz sonu gibi kazandırmaya çalışacağız.

-Sayın Yıldız, şunu söylememiz gerekiyor; sürekli üretme telaşınız ve azminiz var. Türk edebiyatına ve Ülkücü camiaya yönelik bu çalışmalarınızı aynı zamanda illerde konferanslar vererek daha da ileriye taşıdığınızı biliyoruz. Bu konferanslar sonucundaki izlenimlerinizi de almak isteriz.

Konferanslarımız genellikle teşkilatlarımızın (MHP, Ülkü Ocakları, Ülkücü İşçiler Derneği ve Kamu-Sen) organizesinde ve davetleri sonucu gerçekleşiyor. Bu sohbetlerimizde eser içeriğini sinevizyon sistemli bir anlatımla gerçekleştiriyoruz. Gerek eser çalışmalarım, gerekse konferanslar sebebiyle ülkemde adım atmadığım sanırım sadece bir kaç köy kalmıştır. Ülkemin her il ve ilçesine defalarca ziyaretim olmuştur. Ülkücü Hareketin şehit vermediği metre kare yoktu ki, bizim de ziyaretimizin olmadığı toprak parçası kalsın.

 

-Gittiğiniz her bölgede Ülkücü şehitlerimizin aileleri ile görüşmeleriniz oluyordur. Bu görüşmeleriniz esnasında gerçekleşen unutamadığınız bir anınız var mı?

Gerçekçi olmak gerekirse, her bir şehit ailesini ziyaretimi unutmam mümkün değil. Unutursam o zaman tükenmişliğin girdabına girmişimdir. Her ziyaret bir ansiklopedik değerdir nazarımda. Ama küçük bir örnek teşkil etmesi için şunu söyleyebilirim; şehidimizin birinin ailesini ziyarete gittim, Tokat ilimize. Ziyaretimden şehidimizin ailesinin hiç haberi yoktu. Sağ olsunlar bölgedeki ülküdaşlarımızın bilgileri doğrultusunda belirtilen adrese gittim. Anadolu’da evlerin kapılarında tokmak vardır, kapının tokmağını kapıya vurduğumda mütevazi bir teyze kapıyı açtı ve bize “Aman evladım nerede kaldınız, kuşluk vaktinden beri sizi bekliyorum” dedi. Yanımda bulunan arkadaşımla birlikte bu cümle karşısında şaşkınlık yaşadık ve galiba teyzemiz misafir bekliyordu, bizi karıştırmış olmalı diye düşünürken içeriye geçtik ve ellerini öptüğümde “Anacığım biz seni fazla yormayalım, galiba misafir bekliyorsun” deyince, "O nasıl söz evladım, ne misafiri, ben sizi bekliyorum" dedi. “İyi ama anacığım buraya geleceğimizi nereden duydun ki” diye sorduğumuzda, arkadaşımın ve şahsımın gözyaşı seline boğulacağımız cevabı verdi. “Kim söyleyecek ki, oğlum söyledi oğlum! Rüyamda oğlumu gördüm, ana yarın arkadaşlarım yanına gelecekler, onlara kuru fasulye pişir. Bende kalktım ve pişirdim sizi bekliyorum. Aha bak işte tandırın üstünde” dedi. İşte buna benzer duygu yoğunluğunu öylesine çok yaşadım ki.

 

-Sayın Yıldız, bu örnekle de anladık ki, bunca eserin kaynağı, size bunları yazdıran bu güzel insanların varlığı. Şu günlerde yeni çıkan “Adananlar” adlı eseriniz ülkücü camia da çok konuşuluyor. Bu eserinizden de bahseder misiniz?

Bu çalışmamızın ana konusu Adana ilimiz ve bölgede varoluş mücadelesi veren ülkücülerin kavgası anlatılıyor. Elbette hareketimizin siyasal mücadelesi de tarihsel bir kronoloji ile yer alıyor. Ama ana içerik Adana’da mücadele verirken şehit edilen ülkücüleri anlatıyor. Okumak için bu ilimize gelen ama ne yazık ki okul kapısında şehit edilen ülkücüler, sabah namazında cami çıkışında katledilenler, ramazan gününde kurşunlanan ve orucunu bozmamak için su dahi içmeden şehadete eren yiğitlerin kavgası var bu eserde.

İşte bu şehitlerimizden birinin o gün 6 yaşında olan ama şimdi bir ev hanımı olan kız evladının ramazan ayında babasının gözleri önünde şehit edilişinin tarifini “Hocam, benim babam orucunu 7 kurşunla açtı” cümlesinde bulmak mümkün. Bence bu cümle bile başlı başına çıkarmış olduğumuz eserin tamamına tekamül eder. Gerçekten yorucu bir çalışma oldu. Ama var olsunlar, bölgedeki ülküdaşlarımın eser hazırlık döneminde yanımda yer almaları bana güç verdi. Özellikle Taş Medreseliler Adana İl Temsilciliğimizin fedakar, idealist yüreklerini her zaman yanımda buldum. Biz zamanlar omuz omuza mücadele verirken toprağa verdikleri ve acılarını asla unutmadıkları arkadaşlarının geleceğe taşınıyor olması onları mutlu etti. Ahde vefa duygusunun taçlandığını görmeleri onların gözlerindeki ışığın ve umutlarının artmasını sağladı. Sağ olsunlar.

 

- Adananlar adlı eserinizde MHP’nin siyaset sahnesindeki yeri ve ad alış kongresinin de işlenmiş olduğunu görüyoruz. Bu hususta ki düşünceniz nedir?

Evet, MHP’nin siyaset sahnesine çıkışı ve mücadelesi özellikle genç kuşak ülküdaşlarımızca da iyi bilinmeli. Nerelerden nerelere geldiğimizin anlaşılır olmasını anlamlı buluyorum. Hareketimize yeni dahil olan insanımızın da bu şanlı geçmişten haberdar olması gerektiğini düşündüğümüz için bu konuya da oldukça geniş yer verdik. Her şehidimizin mücadelesinin sonuna da Türk şiirinin güçlü kalemlerinden şiirler serpiştirdik. Burada ki gayemiz de, bir Arif Nihat Asya, Orhan Şaik Gökyay, Yahya Kemal, Faruk Nafiz Çamlıbel, Köroğlu gibi gönüllerin de hatırlatılmasıydı.

 

-Sayın Yıldız, bu güzel söyleşi için teşekkür ediyor, bundan sonraki çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.

Asıl ben teşekkür ediyorum. Türk milletinin sesi, nefesi ve hissiyatı bir dergiyle bizleri buluşturduğunuz için.

 

(Not: Bu söyleşi Kutlu Sesleniş Dergisinin 127. sayısında yayımlanmıştır.)

Makaleyi Hemen Yorumla