ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
BERTAN AVCI İLE SÖYLEŞİ / Burak Özcan 299 okunma - 01 Kasım 2017

-Bertan Bey öncelikle yeni albümünüz hayırlı olsun. Albümü konuşmaya geçmeden önce okurlarımızın sizi daha yakından tanımaları adına kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Bizim Çocuklar albümü için iyi niyet ve temennileriniz için teşekkür ediyorum.

Bertan Avcı 1982 İstanbul doğumludur. Aslen memleketi Erzincan'dır. Profesyonel müzik hayatından önce ticaretle uğraşan, İstanbul'da Anadolu kültürünü yaşamaya ve yaşatmaya çalışan birisidir.

 

-Bizim çocuklar isimli albümünüz hakkında neler söylemek istersiniz?

Bizim Çocuklar albümü aslında çok daha önceden yapılması gereken fakat benim tarafımdan hep ertelenen bir albüm idi. Şöyle ki; benim küçük yaşlardan itibaren müzikle alakadar olduğumu çevremdeki insanlar biliyordu. Bu sebepten dolayı bir araya geldiğimizde ister ülkü ocaklarındaki arkadaşlarım kardeşlerim olsun, ister dost meclislerindekilerden olsun devamlı “ne zaman albüm çıkarmayı düşünüyorsun” sorusunu duyuyordum açıkçası. İlk zamanlar aslında babamla birlikte ticaret sektöründe çalıştığım için müziği profesyonel manada değil de bir hobi olarak düşünüyordum. Sonrasın da çevremdeki insanların yoğun talepleri neticesinde profesyonel albüm yapmaya karar verdim ve şuanda bu albümü iyi ki yapmışım diyorum.

 

-Albümünüzde sözü size ait eserler var. Söz yazarken, bestelerken ve seslendirirken hangi duygulardan besleniyorsunuz?

Müzikle tanışmam ilkokul çağlarında babamın evdeki sazını çalmaya uğraşmakla başladı. Boş zamanlarım da bağlamayı kurcalamak onunla vakit geçirmek benim için inanılmaz eğlenceli ve zevkliydi. Sonrasın da zaten alışıyorsunuz acayip bir şey… Bağlama ile tanıştıktan sonra ilk çalmaya çalıştığım eser Çırpınırdı Karadeniz olmuştu. Baya bir zaman çalmaya uğraştığımı hatırlıyorum fakat sonunda çalmayı başarmıştım :)

İlk sahne deneyimini ilkokul çağlarımda İstanbul - Kartal / Soğanlık Ülkü Ocaklarının “Turana Doğru Kutlu Yürüyüş” isimli gecesinde yaşamıştım. Sene sanırım 1992 veya 1993 idi. O zamanlar tabi ki ocağımızın ismi Ülkü Ocakları değil Bizim Ocaktı. Malum MÇP zamanlarıydı.

Çocuk yaşta ezberlediğim bir kaç eseri sahnede okuyunca inanılmaz heyecanlanmıştım. Okuduğum okullarda konu müziğe geldiğinde diğer arkadaşlarımla sohbet ederken onlar popüler kültür sanatçılarını dinlediklerini beyan ettiklerinde ben ise gönül müziğimizin ozanlarını ve şairlerini anlatırdım. Kimisi belki isimlerini yeni duyuyordu ama benim bu ozanlarımıza ve ağabeylerimize olan sevgim o kadar büyüktü ki adeta onları anlatırken kendimden geçiyordum. Bundan bir o kadarda gurur duyuyordum.

Gönül müziği olarak tabir ettiğimiz bizim şarkılarımıza ve eserlerimize olan ilgim gün geçtikçe artarak devam etti. Çocuk yaşlardan delikanlı çağlara evirilmeye başladığımız dönemlerde ise hareketimizin birçok ozanıyla ve müzik adamıyla tanışma fırsatım olmuştu. Hiçbir konseri kaçırmazdım. Konser öncesi ve sonrası kulislere gidip onların sohbetlerini dinlemek onlardan bir şeyler öğrenmek beni inanılmaz mutlu ediyordu. Sonrasında ise bu ozanlarımızla aramızdaki bağ ve samimiyet güçlendi ve ben konser turneleri olduğunda ağabeylerimizin aracına binip onlarla konser konser gezip bir nevi ruhumu mutmain ediyordum. Müziği o kadar seviyorduk ki konserlerde Ali Kınık ağabeye olsun veya diğer başka sanatçılarımıza olsun bağlama çalmak veya vokal yapmak benim için mükemmel bir duyguydu.

Müzik tarzı olarak birçok müzik biçimini dinlerim. Fakat gönül müziğimizin dışında Türk Halk müziği, Anadolu Rock müziği ve tabi ki her Türk insanın kalbinde birazda kırıntısı bulunan Arabesk müziği daha çok ve severek dinlerim. Rahmetli Müslüm Gürses, Barış Manço, Neşet Ertaş gibi dev sanatçılar bu isimlerin başında geliyor.

 

-Büyük ustaların adı geçmişken günümüzün popüler isimlerinin Türk toplumuyla çatışan eserler yapmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Günümüzde popüler kültür sanatçılarının Türk toplumunun değerleriyle çatışan eserler yapması beni her zaman düşünmeye itmiştir. Belki de profesyonel manada müzik albümü yapmamın bir sebebi de buydu. Sanatçı benim için toplumun aynasıdır. Sanatçı toplumun değerlerini yansıtan kişidir. Bende müziği bu kriterler ve değerler manzumesi üzerinden yansıtmaya ve aktarmaya çalışıyorum.

Takdir ederseniz ki “Bizim Çocuklar” albümü benim profesyonel manada ilk albümüm. Albümün tamamı 10 eserden oluşuyor. Bu eserlerin 2 tanesinin (Bizim Çocuklar, Fırat Çakıroğlu) sözleri ve müzikleri bana ait. Diğer 2 tanesinin (Sen Meselesi, Gidiyorum Ben) besteleri bana ait. Albümde yine gönül müziğimizin kıymetli temsilcilerinin eserlerini de yorumlamaya çalıştım. Kıymetli büyüğüm Mustafa Yıldızdoğan ağabeyimin “Koca Gözlüm” isimli eserini, Ozan Manas'ın “Reis Sevmiş” isimli eserini, çok kıymetli kardeşim Rahmet Safa'nın bir kaç eserini yorumlamaya çalıştım. Umarım dinleyicilerimiz ve gönüldaşlarımız da beğeneceklerdir.

Bir önceki soruda sorduğunuz eserlerinizi bestelerken ve yazarken hangi duygulardan besleniyorsunuz sorunuzu da cevaplarsak, öncelikle tabi ki yaşanmışlıkların, beklentilerin ve hayal gücünün katmış olduğu şeyleri göz önüne alıyorum. Şarkılarımı bu minvalde yazıp bestelemeye gayret ediyorum. Örneğin rahmetli Fırat Çakıroğlu'nun cenaze törenine katıldığımda bundan çok etkilenmiştim. Rüyalarıma girdi diyebilirim. Sonrasın da ise sözler zaten kendiliğinden dökülüyor.

 

-Uzun yıllar Ülkü Ocaklarında görev yapmış ve sanatsal çalışmalarını albümle taçlandırmış bir ağabeyleri olarak, sanata ilgi duyan Ülkü Ocaklı kardeşlerimize tavsiyeleriniz nelerdir?

Bende 26 yılını Ülkü Ocaklarında geçirmiş, orada hayatı tanımış, en iyi arkadaşlarını orada seçmiş biri olarak bizden sonra gelecek olan kardeşlerime şunları söylemek istiyorum. Yaşadığımız toplumda sanatsal alanda kendi insanımızın çok küçük bir yer kapladığını üzülerek görmekteyim. Bugün Türkiye'mizde ekranlar kirli ise, sanat ve müzik sadece eğlenceye yönelik ve kalitesiz bir seviyede ise bu ülkücülerin bu mecrada az olmasından kaynaklanmaktadır. Bizim bu alanlarda çoğalmamız ve doğru argümanlarla güzel işlerle toplumuzu aydınlatmamız, bilinçlendirmemiz özellikle Türk milliyetçilerinin, ülkücülerinin muhakkak yapması gereken ve önemli bir konudur. Üniversite tercihi yapacak genç kardeşlerimin Radyo, Televizyon, Sinema gibi bölümlerde okuması ve kendini yetiştirmesi ve bu alana hakim olmamızın artık zamanı gelmiştir. Türk milliyetçisi yönetmenler, Türk milliyetçisi müzik adamları, Türk milliyetçisi senaristler, Türk milliyetçisi şairler, Türk milliyetçisi kameramanlar, spikerler vs. olduğu zaman her şey daha güzel olacaktır. Bunu istiyorum ve iman ediyorum inşallah olacaktır da.

 

-Betan Bey bu keyifli söyleşi için teşekkür ederiz. Rabbim çalışmalarınızda yar ve yardımcınız olsun. Son olarak bizler aracılığıyla sevenlerinize vereceğiniz bir mesajınız varsa onla bitirelim.

Son olarak öncelikle şahsınıza ve “Kutlu Sesleniş” dergimize iç dünyamızı dışa aktarmamıza vesile olduğunuz için çok teşekkür ediyorum. Dinleyicilerimin ve gönüldaşlarımın her zaman ve her yerde yanlarında olacağımı onların duygularını yansıtacağımı söylemek istiyorum. Sahne de türkülerimizi söyleyip, meydanlarda yine omuz omuza, haklı davamızın mücadelesini vereceğimizi belirtmek istiyorum. Tanrı Türkü Korusun ve Yüceltsin…

 

(Not: Bu söyleşi Kutlu Sesleniş Dergisinin 129. sayısında yayımlanmıştır.) 

Makaleyi Hemen Yorumla