ANASAYFA BİYOGRAFİ MAKALELER MANŞETLER ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM
GAZİ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ DOÇ. DR. MUHAMMET KOÇAK İLE SÖYLEŞİ / Burak Özcan 1783 okunma - 28 Şubat 2018

- Muhammet Hocam, malumunuz olduğu üzere 2019 yılı seçimleri yaklaşırken Milliyetçi Hareket Partisi Cumhurbaşkanlığı Seçimleri için düşündüğü ittifak formülünü açıklayarak seçimlerde aday göstermeyeceğini açıkladı. Sizce MHP neden aday çıkarmadı?

Öncelikle belirtmek isterim ki Milliyetçi Hareket Partisi, ülke ne zaman dara düşse hep Türkiye’nin lehine bir yaklaşım sergilemiştir. Bunu 367 krizinden tutun, Gezi Parkı olayları, Kobani olayları ve Hendek operasyonları gibi birçok alanda görebiliriz. MHP lideri Sayın Devlet Bahçeli, söz konusu ülke çıkarları olduğunda her zaman devletin ve hükümetin yanında yer almış, desteğini dile getirmiştir. “Devleti korumak hükümetin görevi değil, hepimizin görevidir” söylemini açıkça uygulamıştır.

Az önce bahsettiğim Gezi Parkı, Hendek kalkışmaları üzerinden Türkiye Cumhuriyeti Devletini dize getiremeyen odaklar bilindiği üzere 15 Temmuz 2016 yılında gerçekleşen bir darbe girişimi üzerinden ülkemizi açıkça işgal etme girişiminde bulunmuşlardır. Bu kalkışma ile birlikte Türkiye’de yeni bir dönem başlamış ve adeta Türkiye’nin gözü açılmış oldu. İşin ne kadar ciddi olduğu, milli ve yerli olan tüm kesimler tarafından net bir şekilde algılandı.

Milliyetçi Hareket Partisi de darbe girişiminden yaklaşık dört ay sonra Türkiye’nin mutabakata, milli beka ve hassasiyetlere dayanan bir sisteme ihtiyacı olduğunu dile getirerek “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin” önünü açtı ve bilindiği üzere Adalet ve Kalkınma Partisi ile birlikte hazırlanan yeni sistem, 16 Nisanda yapılan referandumda % 50’den fazla oy alarak yasalaştı.

Kısacası 16 Nisan referandumunda MHP ve AKP arasında zaten bir ittifak söz konusu idi. Fakat son dönemde bu karanlık odakların 2019’da gerçekleşecek olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılmaması, ülkenin bu sisteme geçmemesi için çeşitli senaryoları devreye soktuklarını görmekteyiz. FETÖ soruşturmalarının sulandırılmaya çalışılması, ABD’de kurulan sözde bir mahkeme ile ülkemizin sanık koltuğuna oturtulmaya çalışılması, İran’da halkın ayaklandırılarak ülkemiz için bir örnek teşkil etmeye çalışılması, güney sınırımızda bir terör devletinin kurulma çabası ve Türkiye’ye bunun üzerinden gözdağı verilmeye çalışılması gibi olayların hepsinin yeni gelecek olan bu sistemi engelleme çabaları olarak görüyorum.

MHP lideri Sayın Bahçeli de bu senaryoları boşa çıkartmak için akıllıca ve stratejik bir hamle yaparak seçimlerde AKP’nin adayını destekleyeceklerini açıkladı. İttifakın sadece bir seçimle sınırlı olmayacağını, her hangi bir pazarlık vs. içerisinde olmayacaklarını, bunun bir ahlaksızlık olacağını da dile getirdi. Bu açıklamalardan MHP’nin siyasi değil, tamamen milli bir duruş sergilediğini görmekteyiz.

MHP neden aday göstermedi sorusuna geldiğimizde ise; az öncede anlattığım gibi MHP ülkemiz üzerine oynanan oyunların farkında ve önceden olduğu gibi Türkiye’yi uçurumun kenarından çekip çıkartmaya çalışmaktadır. Ayrıca, bildiğiniz gibi yeni gelecek sistemde % 50+1 oy alan aday cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturacak. Mevcut oy oranlarına baktığımızda ise bunun için bir ittifakın elzem olduğunu görmekteyiz. “Hayır” cephesi altında birleşenlerin ise ısrarla seçimleri ikinci tura bırakma gayreti içinde olduklarını anlıyoruz. MHP liderinin seçimin ikinci tura kalmadan bitmesi için bu hamleyi yaptığını düşünüyorum. Diğer bir ifade ile söylemek gerekirse; Sayın Bahçeli ikinci turda vereceği desteği öne alarak ilk turda doğrudan seçimleri milli ve yerli ittifakın kazanması konusunda doğru ve stratejik bir hamle yapmıştır.

Bilindiği gibi 15 Temmuz’da ortaya çıkan bu ittifak Yenikapı’da tescillendi ve günümüze kadar da hiçbir sapma olmadan devam etmektedir. MHP 15 Temmuz’dan beri bu doğrultudaki çizgisini hiç bozmadı. Devletin ve milletin çıkarları için ilkeli bir muhalefet politikası uyguluyor. Hükümete desteğini milli politikalar üzerinden veriyor ve açıkça yönlendiriyor. Buradaki amaç tabii ki ülke üzerinde oynanan oyunların bozulmasıdır. Son dönemde başta çözüm sürecinin bitirilmesi, Kerkük konusu, terörle mücadeleye vs. baktığımızda MHP’nin tüm hassasiyetlerinin hükümet tarafından açıkça uygulandığını görebiliriz. Kısacası MHP tüm bu oyunları görüyor ve önlem almaya çalışıyor bu nedenle de aday çıkarmamaktadır.

- MHP’nin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı desteklemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Az önce de bahsettiğim gibi MHP ve AKP’nin bu yakınlaşması ve ittifakları birtakım çevreleri çok rahatsız ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın özellikle 15 Temmuz sonrasında MHP’nin söylemlerine ve önerilerine çok önem verdiğini hepimiz takip ediyoruz. Devlet gittikçe milli bir çizgiye yaklaşmakta, bu da MHP’nin hassasiyetleri ile örtüşmektedir. Bu ittifakın karşısında duran yerli ve yabancı odaklar Türkiye Cumhuriyetini hedef almak için Sayın Cumhurbaşkanına saldırmaktadırlar. Ağza alınmayacak küfürler, sürekli bir “diktatör” benzetmesi gibi ithamlarla aslında Cumhurbaşkanının şahsında ülkemize saldırmaktadırlar. Erdoğan’ı mağlup ederek ülkeyi ele geçireceklerini sanıyorlar. Sayın Bahçeli de bu çerçevede Cumhurbaşkanına sahip çıkmanın aslında ülkeye sahip çıkmak olduğunu biliyor ve gereğini yapıyor. MHP bu bağlamda tam da MHP gibi hareket ediyor, ülkesinin ve milletinin çıkarlarını kendi çıkarlarının üstünde görüyor. Sayın Bahçeli’nin koltuk ve iktidar menfaati olsaydı 7 Haziran sonrası kendisine teklif edilen başbakanlığı kabul ederdi. Burada söz konusu olan kimin devletin başı olacağı değil, ülkenin bir an önce düzlüğe çıkarak üzerinde oynanan oyunlara bir son verilmesidir. Ayrıca son yıllarda yapılan seçimlerin sonuçları da dikkate alındığında bu ittifakın adayının Sayın Erdoğan olması oldukça objektif bir kriterdir.

- MHP’nin açıkladığı “Cumhur İttifakı”na getirilen çokça eleştiriler var. Eleştirenler kim diye baktığımızda 16 Nisan referandumunda kendilerini hayır bloğu olarak tanımlayanları görüyoruz. Verilen tepkileri nasıl yorumluyorsunuz?

“Hayır” adındaki blokla kastınız sanırım CHP, HDP ve İP başta olmak üzere EMEP, TKP gibi yapılar. Bu bloka FETÖ üyelerinin de destek vereceklerini şimdiden beyan etmeleri adeta farklılıklar birlikteliğini oluşturmaktadır. Öncelikle şunu söylemek istiyorum: bu blok nasıl bir araya gelebiliyorsa AKP ve MHP’nin bir araya gelmesi de çok normal ve doğal bir durumdur. Kılıçtaroğlu “önümüzdeki süreç ittifak süreci olacak” diyor, Akşener “ikinci turda kayıtsız şartsız diğer adayı destekleriz” diyor. Buna rağmen MHP ve AKP’nin bir araya gelmesine adeta ateş püskürüyorlar. MHP ve AKP ittifak olup olmayacaklarını bu kişilere soracak değiller herhalde.

Diğer taraftan MHP’nin AKP ile ittifakını siyasi üsluptan uzak ve üslup açısından sorunlu bir şekilde değerlendiren CHP’nin de 7 Haziran seçimlerinden sonra 30 gün boyunca koalisyon için AKP’nin peşinde koştuğunu hepimiz izledik. “AKP ile koalisyon olmazsa üzülürüm” diyen Kılıçdaroğlu’nun açıklamasını nereye koyacağız? MHP ile AKP’nin geçmiş süreçteki kavgalarını dile getiren CHP’nin 7 Haziran sonrası koalisyon görüşmelerine başladığında “ön yargısız görüşeceğiz, rövanşist olmayacağız” söylemleri bir tezat oluşturmuyor mu?

HDP’de de “Demirtaş’ın yerine sakın bir Türk göz dikmesin. Sırrı gitsin film çeksin” twitini atan Hasip Kaplan konusu tartışılsa da ben bunun bilinçli yapılmış olabileceğini düşünüyorum. Bir siyaset mühendisliği ile Sırrı Süreyya Önder’in bu durum gerekçe gösterilerek “mağdur ve yenilikçi” bir kılığa sokulmak istendiğini ve bu vesile ile de HDP’nin ittifaka biz kürtçü değil Türkiye partisiyiz imajıyla girmeyi amaçladığını düşünüyorum.

MHP’de ülkücülük yapamıyoruz diye gidip ayrı bir parti kuran kişilerin cephesinde ise durum pek farklı değil. MHP politikalarını beğenmeyen İP vekilleri ki kendileri MHP oyları ile seçilmişlerdir, geçen haftalarda Leyla Zana’nın vekilliğinin düşürülmesi oylamasına katılmadılar bile. HDP politikalarından rahatsız oldukları yönünde bir beyanata henüz rastlamadık. Tabi ittifakta mecburen onlarla birlikte hareket etmek zorundalar. Bu onlar için zor bir durum. Ülkücü olmadığını zaten açıkça beyan eden bir partide yer alan MHP kökenli kişiler bu sorunlara ses çıkaramıyorlar ve adeta esir konumundalar.

Bu “hayır” ittifakı önce kendi içerisinde oluşan sorunları çözmelidir. Domuz eti yediğini açıkça ilan eden bir kişi ile aynı safta yer tutacak olan Saadet Partililer; “katil devlet” diyen, sözde ermeni soykırımını kabul eden, devletin kolluk kuvvetlerine taş atan kişilerle aynı safta olacak olan İP’liler bu durumu nasıl kendilerine yedireceklerdir, bu durum tarafımca anlaşılamamaktadır. Ülkenin en büyük tehlikesi konumundaki FETÖ ve PKK ile bu kişiler, oluşumlar bu şekilde mi mücadele etmeyi düşünüyorlar, anlayamıyorum.

- Kendilerine hayırcı diye tanımlayan bloğun Cumhurbaşkanı adayının Abdullah Gül olacağı görüşü çokça gündemi işgal etti. Sizce Abdullah Gül kendilerini hayırcı diye tanımlayan bloğun adayı olabilir mi?

“Hayır” cephesinin ve özellikle de CHP’nin Abdullah Gül’ün aday olması yönünde çok ısrarcı ve istekli olduklarını basından takip ediyoruz. Buradaki amacın Gül’ün Erdoğan’dan oy kopararak seçimlerin ikinci tura kalmasının sağlanması olduğunu düşünüyorum. AKP içerisinde de Sayın Bahçeli’nin desteğinden rahatsız olan çok kişi olduğu bilinmektedir. Bu kişiler nedense çıkıp Erdoğan’ın arkasında olduklarını da ilan etmiyorlar. Bu durum da fitneye ve fitnecilere hizmet ediyor. Saadet Partisi adayımız olabilir dese de ben şahsen böyle bir durumun gerçekleşeceğini düşünmüyorum. Gül, Gezi olaylarından beri hep AKP muhalifi kişileri destekler konumda olmuştur ve AKP’ye karşı olan saldırılarda hep susmuştur. Ayrıca 367 olayında Gül’ün eşinin başörtüsünden dolayı ülkeyi ayağa kaldıran CHP’nin onu tekrar desteklemesi tam bir paradoks olur.

- Cumhur İttifakı üzerine tartışmalar yürütülürken Kürt kökenli vatandaşlarımızın AKP ve MHP arasında gerçekleştirilecek bir ittifaka oy vermeyeceği yönünde bir söylem üretildi. Bu söylemin sizde haklılık payı var mı?

Kürt kökenli vatandaşlarımızın MHP karşıtı olarak tanımlanmasını bir türlü anlamlandıramıyorum. Görevim gereği çeşitli sınavlar için Doğu ve Güneydoğu illerine sıklıkla gidiyorum. Oradaki vatandaşların gerek söylemlerinde gerekse eylemlerinde hiç MHP karşıtlığına rastlamadım. Kaldı ki bu bölgede MHP yakın zamana kadar birçok belediyeye sahipti halen de sahip. Bu söylemin özellikle AKP’ye gözdağı vermek amacıyla ve Cumhur İttifakının bitirilmesine yönelik olarak kasıtlı bir şekilde dillendirildiğini söylemek gerekir. 16 Nisan referandum sonuçlarına bir bakın. 16 Nisan’da da MHP ve AKP “evet” cephesinde yer alıyordu. Doğu ve Güneydoğuda çıkan evet sonuçları ne kadarsa Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde Cumhur İttifakının sonuçlarının da yaklaşık o kadar olacağını düşünmekteyim.

- MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin Cumhur İttifakı ifadesini dillendirmesinden sonra çeşitli anketler açıklandı. Bu anketler hakkında yorumunuzu öğrenebilir miyiz?

Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Anketlerin amacı her ne kadar vatandaşın oy tercihlerini öğrenmek olsa da özellikle televizyon kanallarında bu sonuçlar geniş kitlelere ulaştığı için yönlendirici ve algı oluşturma özelliği de vardır. Bu algıyı oluşturmak için son zamanlarda çeşitli televizyon programlarına konuk olan anket şirketi temsilcileri kanal kanal gezerek MHP’nin yaptığının yanlış olduğunu, MHP’nin oyunun çok düştüğünü vs. dile getirmektedirler. Oy oranları üzerinde oynama yapılması için şirketler üzerinde baskı olduğunu da birçok şirket sahibi zaman zaman dile getirmektedir.

Algı oluşturma konusuna verilebilecek en güncel örneklerden birisi de İP ile ilgilidir. Söz konusu partinin barajı aştığı, çok ciddi oranda oy alacağı vs. dillendirilerek bir algı oluşturma çabası görülmekte. Genel Başkanları Akşener, Kırıkkale’de yaptığı açıklamada partilerinin % 20,5 oranında oyu olduğunu açıkladı. Kaynak olarak ise “yaptırdığımız adres belli, ücretini ödüyoruz” ifadesini kullandı. Peki, kim bu şirket, kaç kişiyle görüşmüş, geçerliliği güvenirliği nasıl? Bilimsel kriterlere uyuyor mu? Bunlar ifade edilmeden rastgele rakamlar çok inandırıcı olmuyor.

Diğer taraftan Konsensüs şirketinin tahminini nereye koyacağız o zaman. 16 Nisan referandumunu % 51,2 ile en doğru tahmin eden şirket olan Konsensüs şirketi ise ulaştığı sonuçlar ve kullandığı yöntem açısında oldukça geçerli ve güvenilir görünüyor. Bu şirket ise İP’in oy oranının % 2,7 gösteriyor. Buna ne diyeceğiz o zaman?

- Muhammet Hocam yapmış olduğunuz açıklamalar için teşekkür ederiz. Son olarak söylemek istediklerinizle söyleşimizi bitirelim.

Türkiye 2018 yılı itibariyle çok ciddi ve sıkıntılı bir sürece girecektir. Gerek siyasi, gerek askeri ve gerekse ekonomik olarak bizi bekleyen tehlikelere karşı uyanık olmak zorundayız ve karanlık odakların oyunlarına gelmemeliyiz. Sadece şuna bakarak önümüzü görebiliriz. Bizi bekleyen tehlike karşısında kendini milli ve yerli olarak tanımlayan MHP/AKP ittifakının Cumhurbaşkanı adayının mı, yoksa hayır cephesinde yer alan CHP, HDP, İP ve onları destekleyeceğini ilan eden FETÖ ve PKK cephesinin cumhurbaşkanı adayının mı seçilmesi hayırlı olur, hangi ittifakın cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda ülkenin bekası ve geleceği için elini taşın altına koyup mücadele eder?

Bu sorunun cevabına göre hareket ederek doğru yolu bulabileceğimizi tahmin ediyor, ilginiz ve samimi sohbetiniz için çok teşekkür ediyorum.

(Not: Bu söyleşi Kutlu Sesleniş Dergisinin 132. sayısında yayımlanmıştır.)

Makaleyi Hemen Yorumla